"Psikiyatrik hospitalizasyon" kavramı, psikiyatrinin
modern tıbbın ayrılmaz bir parçası olması mücadelesinde, birçok
aşamadan geçerek bugünlere kadar ulaşmıştır. Psikiyatrik hasta
bu süreçte toplumdan ve diğer hastalardan yalıtık, kaderine
terk edilmiş bir halden toplum içinde ve diğer hastalarla
birlikte ele alınma hakkı kazanmış; süreç genel hastanelerde
belli rasyoneli olan yatış endikasyonuna göre, olabildiğince
kısa süreli yatırmaya ve kısmi hospitalizasyon , gündüz hastanesi
gibi alternatif hospitalizasyon biçimlerine tedaviyi ayaktan
izleme servislerinde ve/veya toplum içinde sürdürmeye doğru
ilerlemiştir (3, 10).
Geleneksel olarak hastayı yatırarak psikiyatrik tedavi veren
bir kurumun (ki bu önceden yalnızca akıl hastaneleriydi) işlevleri
şöyle sıralanıyordu: a) Hastaları kendilerine, evlerine, işyerlerine
ve çevreye karşı olası yıkıcı davranışlarından korumak., b)
hastayı hastalığını alevlendirebilecek veya artıracak çevresel
etkenlerden korumak, c) destekleyici bakım veren, kişisel
ilişkiler kurabildiği, kendini ifade edebilmesi için uygun
koşulların bulunduğu ve psikiyatrik danışma alabileceği bir
ortam yaratmak.... Yine geleneksel ve genel kural olarak bütün
bu işlevler eğer daha az kısıtlayıcı bir tedavi ortamı tarafından
sağlanabiliyorsa hasta hospitalize edilmemelidir diye düşünülmekteydi
(4).
Bu yukarıda sıraladığımız psikiyatrik yataklı tedavi kurumlarının
işlevleri son yıllarda özellikle hastane bakımının çok pahalı
olması ve uzun süreli hospitalizasyonun psikolojik sakıncalarını
temel alan çeşitli eleştiriler almış ve değişmeye başladı.
Gerçekten de 1970'lerde hastane tedavisiyle alternatif tedavileri
karşılaştıran deneysel çalışmalar hastane tedavisi lehine
bir sonuç vermeyince alternatif arayışları hızlandı. Hele
1972'de D.L. Rosenhan'ın ünlü deneyinde, hiçbir hastalığı
olmayanlar, beş eyaletteki on iki psikiyatri hastanesi başvurdurulunca
ortaya çıkan gerçekler, psikiyatrik hospitalizasyonun iyice
gözden düşmesine neden oldu. Bu çalışma, psikiyatrik hospitalizasyonun
hastayı "güçsüz bırakma" (powerless), kişiliğini
ortadan kaldırma (depersonalisation), ayrımcılık yapma (segregation),
onurunu kırma (mortification) ve etiketleme (self-labeling)
gibi tedavi karşıtı işlevleri olduğunu ortaya koydu. (4).
Tüm bu çabaların sonucunda bugün için geçerli yaklaşım, yataklı
psikiyatrik hizmet veren kurumun ruhsal bozuklukların tedavisini
ve iyileşmesini kolaylaştırmak için güvenli, emin, sonuçları
tahmin edilebilir, bakım ve eğitim yuvası olması ve hospitalizasyonun
alabildiğine sınırlanması ve erken sonlandırılması gerektiğidir.
Biraz sonra daha ayrıntılı ele alacağımız yatış endikasyonları
neredeyse hastanın yataklı klinik dışında işlev görmesini
engelleyecek belirti ve davranışlarla, özkıyım ve saldırgan
davranışlarla sınırlanmıştır (2, 4, 6, 10).
Peki bugüne kadar psikiyatri kliniğinin yönetimiyle ilgili
olarak üretilmiş olan bilgi birikimi ne olacaktır? Bu kadar
kısa yatış süreci içinde bütün bu bilginin "psikodinamik
yönelimli hastane tedavisi"nin, "ortam tedavisi"nin,
"token ekonomi"nin bir anlamı olabilir mi? Bize
göre evet ama artık klinisyenin hospitalizasyonu, ve diğer
alternatifleri çok iyi hesap edebilmek, gereken çok hızlı
değişikleri gösterebilmesi koşuluyla... Bugün hospitalizasyonla
ilgili olarak sorulması gereken temel soru şudur? "Sergilediği
belirtiler nedeniyle yataklı klinik dışında yaşamını sürdüremeyecek
durumda olan hastalarımız için en uygun klinik koşulları nelerdir?
Özellikle genel hastanenin birimi olan psikiyatri kliniğinin
hastanenin diğer kliniklerinden bir farkı olması gerekir mi?"
İşte psikiyatri kliniğinin yönetimiyle ilgili olarak psikiyatri
tarihi boyunca üretilmiş olan bilgi bu soruların yanıtlanmasında
bir işe yarayabilir.
Elbette artık psikanalitik kuramcıların dikkat çektikleri
klinik ortamın hastanın dış-dünyadaki yaşantısının ve iç-dünyasındaki
çatışmaların yinelendiği bir invitro ortam olması gerektiğiyle
ya da hastaların klinik yönetimine katıldığı "ortam tedavisi"yle
ilgili anlayışları bugün için hayata geçirme imkanı ve gereği
yoktur. Ama bir tedavi ortamında (hangi amaca yönelik olursa
olsun, ruh sağlığına katkıda bulunan olumlu bir çevrede) bulunması
gereken koşullarla ilgili bu kuram ve uygulama deneyimleri
bugün bize çok şey katabilir.
Bir tedavi ortamında hatta insan ilişkilerine olumlu katkı
yapacak tüm ortamlarda dolayısıyla bir psikiyatri kliniğinde
de bulunması gereken nitelikler Gunderson tarafından oldukça
iyi bir biçimde ortaya konmuştur (11). Gunderson, olması gereken
nitelikleri hastanın gereksinimlerine göre belirleyen bir
bakışa sahiptir ve ona göre hastanın gereksinimleri, dahil
olma (containment ; kendini ortama ait hissetme, ortam tarafından
alınmış, benimsenmiş hissetme), tanımlanmış bir yapı (structure),
katılım (involvement) , destek (support) ve geçerlilik (validation)
kavramlarıyla karşılanabilir. "Dahil olma", hastaların
fiziksel iyilik halinin devamını sağlamak ve kendini kontrolün
kabul edilmeyen yüklerini veya büyüklenmeci duyguları ortadan
kaldırmak amaçlarına yöneliktir; bu sayede hastaların güvenlikleri
sağlanarak, başkalarına ve kendilerine zarar vermelerinin
önüne geçilir. "Tanımlanmış yapı", hastaların aşırı
kontrol ve yalnızlık hissetmeksizin güvenle bağlandığı zaman,
yer ve kişi organizasyonunu sağlayan ortamdır. "Katılım",
Grup aktivitelerine, personel ve hastalarla yapılan toplantılara
katılarak hastaları egolarını güçlendirmeyi, terapötik bir
çevrede etkileşim içinde bulunurlarken sorunlu kişiler arası
örüntülerini değiştirmeyi amaçlar ve açık bir iletişime dayanır.
"Destek" , hastanın benlik saygısını koruması ve
kendisini daha iyi hissetmesi için tedavi ekibinin gösterdiği
bilinçli çabadır. "Geçerlilik" ise, tedavi yaklaşımlarının
ve kişiselleştirilmiş tedavi planının hastaya sağladığı bireysel
katkılardır.
Bir psikiyatri kliniğinde birbirleri ile işbirliği içinde
çalışabilen, hastaların değişik düzeylerdeki ihtiyaçlarına
yanıt verebilen, psikiyatrist, hemşire, psikolog, sosyal hizmet
uzmanı ve uğraş terapistinden oluşan eğitimli bir ekip bulunmalıdır.
Hastaya doğru tanı konulması ve uygun tedavinin yürütülmesi
ekip içi işbirliğinin niteliği ile yakından ilişkilidir. Ancak
kısa süreli yatışları hedefleyen kliniklerde uğraşı terapisti
gibi ekip üyelerinin ancak uzun süreli tedavisi planlanan
hastalarla ilgilenecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Hastane tedavisi başvuru, acil görüşme ve değerlendirme sonucunda
yatış endikasyonunun belirlenmesi, yatış, tanının netleştirilmesine
yönelik girişimler, tedavi planı, tedavi planının etkinliğinin
değerlendirilmesi, tedavi ile ilgili beklentilerin ortaya
konması, taburculuk ile ilgili ölçütlerin belirlenmesi ve
bu ölçütlere uygunluğun denetlenmesi, taburculuk, düzenli
bir ayaktan izleme ve/veya rehabilitasyon programlarına yönlendirilmesi
aşamalarını içermelidir. Bu aşamaların gerçekleştirilmesi
için önerilen süre giderek kısalmakta, bu sürecin bir kısmı
ayaktan izleme birimlerince veya gündüz hastaneleri aracılığıyla
gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Artık hastaneler hastaların
uzun süre kaldıkları, bakıldıkları mekanlar olmaktan çıkarılmaya
çalışılmakta ve bu yönde modeller geliştirilmektedir (4).
Yatış Endikasyonları
Nöropsikiyatrik bilimlerde, araştırma, laboratuar ve görüntüleme
tekniklerinde son yıllarda yapılan dev atılımlar ve genel
hastanenin bir birimi olarak psikiyatri kliniklerinin yönetimindeki
gelişmeler, psikiyatri kliniğine hasta yatırmayı artık dört
amaçla sınırlar hale getirmiştir. Psikiyatri kliniğine hasta
yatırmanın dört amacı şunlardır:
a)Koruma: Deliryum, demans gibi organik ruhsal bozukluklarda,
ağır kişilik bozukluklarında, akut mani , psikotik-suisid
riskli depresyon, psikotik alevlenme gibi kimi durumlarda,hastadaki
düşünce yargılama ve davranış bozuklukları onu , kendisi ve
çevresi için zarar verebilecek bir hale getirebilir. Bu gibi
durumlarda hospitalizasyonun koruyucu bir işlevi vardır.
b)Kontrol: Hospitalizasyon yine bazı klinik durumlarda korumaya
benzer bir biçimde hastanın düşünce, dürtü ve duygularının
kontrol altında tutulması ve hastanın bu beceriyi kazanması
amacına hizmet edebilir.
c)Hızlı ve yoğun tanısal değerlendirme: Hastanın klinik koşullarda
yirmi dört saat boyunca gözlem altında tutulması birçok ayırıcı
tanı güçlüğünün çözülmesinde yardımcı olabilir.
d)Denetimli bir ortamda tedaviye başlama: Özellikle elektro
konvülsif tedavi (EKT) gören ve başka tıbbi sorunları nedeniyle
psikofarmakolojik tedavi yan etki ve komplikasyonları açısından
yakın gözlem altında olması gereken hastalarda hospitalizasyon
zorunludur. Bu dört amacı değerlendirmenin ölçütleri de yalnızca
üç parametreyle yapılabilir: tehlikelilik derecesi, destek
sistemlerinin yeterliliği ve bakım ekibiyle işbirliği yeteneği
(12)....
Biraz daha yakından bakacak ve bu hospitalizasyon amaçlarını
hastanın belirtilerine ve gereksinimlerine göre değerlendirecek
olursak hospitalizasyonun şu durumlarda gerekli olduğu sonucuna
varabiliriz:
i) Hastaları yaşamakta oldukları ortamdaki kişiler arası
çatışmalardan ve yanlış anlamalar, düşmanlık ve inkar gibi
özellikleriyle öne çıkan iletişim ortamından uzaklaştırmak.
ii) Geçirdiği son psikotik ataktan sonra ,önceki yaşam çevresine
geri gönderilen ancak bu koşullara katlanamayan veya zor uyum
gösteren ve daha az beklentisi olan bir ortama gereksinim
duyan hastaları bulundukları ortamdan uzaklaştırmak.
iii)Kendine güvensiz, sıkıntılı, belirsiz kötülüklere hedef
olduğunu düşünen hastaya kliniğin güvenilir ortamını sunmak
iv)Riskleri ya da terapötik indeksi dar veya yüksek dozda
bir ilaç tedavisine başlamak; hastanın bedensel sağlığının
görece risk taşıdığı durumlarda hastayı daha yakın gözlem
altında tutmak, ilaç tedavisine veya EKT'ye almak.
v)Hastanın yalnızlık ,yardımsızlık, veya geri çekilmişlik,
şüphecilik, ,ilgisizlik duygularının ortadan kalkması için
yardımcı olmak..
Tanı, bir psikiyatrik hastanın hastanede yatış süresini belirlemek
için yeterli değildir, psikiyatrik hastalarda tanıya bağlı
gruplarda yapılan çalışmalarda, aynı tanıyı alan hastaların
yatış sürelerinin farklı olduğu bulunmuştur. Yatış süresini
belirleyebilmek için, tanı, hastanın kişisel özellikleri,çevresel
etkenler ve tedaviyi etkileyen öğeler gibi birçok değişkenin
bir arada ele alınması gerekmektedir (13); bu etkenleri belirleyebilmek
için bazı çalışmalar yapılmaktadır (14).
Yatış süresi göz önüne alındığında dört haftaya kadar olan
yatışlar "kısa süreli hospitalizasyon," dört haftadan
uzun süreli yatışlar ise "uzun süreli hospitalizasyon
olarak adlandırılmaktadır (4). Bugünkü yaklaşım, eldeki teknolojik
olanaklarla hastanın tanısını bir an netleştirip, tedavisini
planlayarak ve akut krizin yatışmasını sağlayarak hastayı
toplum içinde izlemeye almaktır.
Kısa hospitalizasyonun amaçları, akut belirtilerin azaltılması,
savunmaların restorasyonu, çevrenin düzenlenmesi, dekompanzasyonu
artıran kriz etkeninin değerlendirilmesi, ilaçların dozunun
ayarlanması ve ayaktan sağlanamayan konsültasyonların yapılmasıdır.
Hastaların daha sonra ayaktan izleme, gündüz hastanesi, parsiyel
hospitalizasyon gibi biçimlerde devam edecek olan tedavi sürecini
başlatabilmek için gerekli olan kısa süreli yatırılmalar da
kısa hospitalizasyonun amaçları arasında sayılabilir.
Kısa hospitalizasyonun endikasyonları ise çevre, tedavi ve
hastalık olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır (9).
Çevresel etkenler arasında, destekleyici aile sistemi veya
diğer sosyal destek sistemlerinin varlığı, presipite edici
etkenlerin net oluşu sayılırken, tedaviyle ilgili etkenler
önceki yatışta iyi yanıt öyküsü, önceden yatış olmaması, majör
tedavi komplikasyonlarının bulunmaması ve sınırlı tedavi hedeflerinin
bulunması şeklinde belirlenmektedir. Kısa hospitalizasyonun
endikasyonlarını belirleyen hastalıkla ilgili etkenler ise,
hastanın kendisi veya başkaları için tehlikeli olması ve ayaktan
tedavi ile geçmeyen ya da kontrol edilemeyen belirtilerin
varlığı, ayaktan tedaviye uyumsuzluk ve giderek klinik tablonun
bozulması, hastaneye yatırılarak ayrıntılı bir biçimde değerlendirilmesi
gereken karmaşık psikopatolojilerin olduğu aile dinamiklerinin
varlığı, madde bağımlılığı ile birlikte başka bir psikiyatrik
bozukluk veya bozuklukların olduğu ikili tanıların bulunması,
yaşamı tehdit eden kesilme sendromlarının bulunması ve ayaktan
tedavinin sürdürülmesine olanak vermeyen aktarım (transferans)
krizleri olarak belirlenmiştir.
Uzun hospitalizasyon endikasyonlarını da üçe ayrılarak incelenebilir
(14). Uzamış hospitalizasyon endikasyonunun çevresel etkenleri
arasında , aile sisteminin kaotik oluşu, destekleyici olmaması,
yokluğu ya da hastane sonrası destekleyici sistemlerinin bulunmaması
sayılabilir. Uzun hospitalizasyon endikasyonlarını belirleyen
tedavi ile ilgili etkenler ise, kısa hospitalizasyon da dahil
olmak üzere daha önceki tedavi girişimlerinin yetersiz kalması,
tedavi ile ilgili komplikasyonların ortaya çıkması, hastada
psikoterapötik bir değişiklik yaratma, meslek kazandırma,
sosyal rehabilitasyon gibi hospitalizasyonun katkı sağlayacağı
düşünülen tedavi amaçlarının bulunmasıdır. Bazı hastalar içinde
uzun süreli hospitalizasyona gerek vardır. Bu tip hastaların
oranı oldukça düşük olmasına rağmen (%10) psikiyatrik harcamaların
% 70'ten fazlası bu hastalara yapılmaktadır (15). Kısa süreli
yatış da dahil olmak üzere daha önceki tedavi girişimlerinin
yetersiz kaldığı ileri derecede impulsif ve pozitif psikotik
belirtiler sergileyen şizofreni tanısı almış hastalar, impuls
kontrol bozukluklarının baskın olduğu kişilik bozuklukları;
ağır eksen ıı patolojileriyle komplike olmuş eksen ı bozuklukları;
ısrarlı ve yineleyici intihar ve kendine zarar verme davranışı
gösteren hastalar; tedaviye dirençli, mesleksel ve toplumsal
işlevselliği engelleyen yeme bozuklukları, depresyon ve obsesif
kompulsif bozukluk gibi rahatsızlığı olanlar; tedavi ile ilgili
komplikasyonların ortaya çıktığı durumla uzun süreli yatışı
gerektirirler .
Zaman içinde hastaların gereksinimlerine daha uygun, esnek
hospitalizasyon biçimleri de gündeme girmiştir. Bu alternatif
hospitalizasyon biçimlerine, hizmetin veriliş şekillerine
göre "gündüz hastanesi" "parsiyel hospitalizasyon"
olarak adlandırılan uygulamaların sağladıkları kolaylıklar
arasında kimi hastaların gündüz kliniğe gelerek klinik olanaklarından
yararlanması ama aynı zamanda evine gidebilmesi sayılabilir.
Bu uygulama sayesinde hastanın tedavisinde ve topluma uyumunda
daha kolay yol alınırken bir yandan da ailenin yükü azaltılmış
olur. Rehabilitasyon programları ile işbirliği içinde hastanın
tedaviye uyumu ve yaşam kalitesi artırılabilir (3).
Psikiyatrik Rehabilitasyon
Başta psikozlar olmak üzere, tedaviye dirençli veya kısmen
dirençli ( belirtiler belli oranda yatışmış veya sık alevlenme
gösteren) hastalara nasıl bir yaklaşım göstermek, hospitalizasyon
gerektiğinde nerelere ve ne kadar yatırmak lazım geldiği uzun
zamandır tartışılmaktadır. Öyle bir yol bulunmalıdır ki, hem
çağdaş psikiyatrideki tedavi yaklaşımlarına hem etik ve insani
ilkelere uygun davranılmış hem de sosyoekonomik olarak yararlı
olsun. Tüm bu gereksinimleri karşılayabilmek için elimizde
bugün için geçerli ve psikiyatrinin modern tıbbın bir dalı
olma mücadelesi içinde üretilmiş tek bir anahtar bir kavram
vardır: "Psikiyatrik rehabilitasyon".
Psikiyatri profesyonelleri yeteri kadar aşina olmasalar da
"psikiyatrik rehabilitasyon " kavramı özellikle
tedaviye dirençli hastalar için oldukça yararlı, psikiyatriyi
önceden tıbbın dışına atıldığı en zayıf noktasında tıpsal
model içinde tutan bir kavramdır. Çünkü rehabilitasyonun tıptaki
mevcut anlamı da tedaviye yanıt vermeyen hastalara yapılan
ve yapılacak olan girişimleri "tedavi" ve "bakım"
kavramları dışında ele almaya imkan vermektedir.
Bir hastanın toplum içindeki konumunun hastalığın elverdiği
çerçevenin dışına çıkarılabilmesi, toplum içinde bağımsız
birey olarak yaşayabilmesi ve kendi gereksinimlerini karşılayabilir
hale gelmesi psikiyatrik rehabilitasyon kavramının işler hale
getirilmesi ile mümkün gibi görünmektedir. Dünyada özellikle
son 10-15 yıldır gösterilen çabalar bu hedefin bir ütopya
olmadığı yönünde umut verici sonuçlar vermektedir.
1950'li yıllarda antipsikotik ilaçların kullanıma girmesi,
ağır ruhsal bozukluğu bulunan hastaların tedavisinde bir devrim
yaratmıştır. Bu ilaçlar, hastaların belirtilerinde dramatik
iyileşmelere neden olmuş ve temel tedavi biçimi haline gelmişlerdir.
Ancak , bütün bu gelişmelere rağmen, ruhsal bozuklukların
tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliklerinin belli limitleri
vardır. Günümüze dek yapılan araştırmalar bu limitleri zorlamayı
amaçlamışlar, kısmen de olsa başarılı olmuşlardır. İlaçların
hastaların aktif belirtileri üzerinde çoğunlukla etkilileri
olmasına rağmen, hastaların hastalıkları nedeniyle mahrum
kaldıkları toplumsal imkanlarını kullanma becerileri üzerinde
iyileştirici etkileri sınırlı olmaktadır.
Gerçekte, ruhsal bozuklukların çoğunluğunun yineleyici özellikler
taşımaları ve hastaların işlevselliklerinde meydana getirdikleri
kayıplar nedeniyle maliyetleri oldukça yüksek olmaktadır.
Şizofreni nedeniyle tedavi edilen hastalar göz önüne alınırsa,
bu hastaların psikiyatrik yatakların yaklaşık %25'ini ve toplam
yatış gününün yaklaşık % 40'ını kullandıkları görülmektedir.
Bu yüksek maliyetler, maliyeti daha düşük ve varolan tedavilerin
etkinliğini arttırmayı amaçlayan yeni tedavi yöntemlerinin
araştırılmasına ve geliştirilmesine neden olmuştur. En ümit
verici tedavi yöntemi olarak ,fiziksel hastalıkları bulunan
hastaların işlevselliklerini artırmak için uygulanan rehabilitasyon
programlarından esinlenilerek yeni bir yaklaşım geliştirilmiş
yani, fiziksel rehabilitasyon kavramı psikiyatriye uyarlanmıştır.
Psikiyatrik rehabilitasyon, tıpkı fiziksel rehabilitasyon
gibi hastaların hastalıkları nedeniyle meydana gelen ve yaşam
içindeki konumlarını, temel yaşamsal becerilerini etkileyen
kısıtlılıkları ortadan kaldırmayı veya azaltmayı amaçlar.
Kronik ruhsal bozukluğu bulunan bireylerin çoğunluğu genellikle
izole, bağımsız bir yaşam sürebilmeleri için gerekli koşullardan
yoksun, birçok hastalığa yatkınlık yaratabilecek bir şekilde
yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Bu bireylerin
genellikle destekleyici aile yapısı ve yakın arkadaş çevresi
içinde yerlerini almakta birçok zorlukları olmaktadır. Genellikle
utangaç, ürkek, pasif ve bağımlı özellikler bulunan, motivasyon
azlığı gösteren ve diğer bireylerde tedirginlik ve korku yaratabilecek
agresif ve zarar verici davranışlar sergileyebilen bu bireyler
ile toplum arasındaki mesafe göründüğünden daha fazladır.
Bütün bu olumsuzluklara uzun süreli psikotrop kullanımının
istenmeyen etkileri ve beslenme güçlükleri gibi diğer faktörler
de eklendiğinde, kliniklerden taburcu edilen hastaların nasıl
koşullarla karşı karşıya bulunabilecekleri tahmin edilebilir
(16, 17).
Psikiyatrik rehabilitasyonun amacı, ruhsal bakımdan rahatsızlığı
olan bireylerin toplumsal, mesleksel, eğitsel ve aile içindeki
rollerini hiç değilse profesyonel yardım altında başarabilmelerini
sağlamak için toplumsal destek sağlamak ve beceri geliştirmektir.
Elbette tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri farklı oldukları
kadar içiçedirler de; ruhsal bakımdan özürlü insanın yıkımının,
engellenmesinin ve yeti yıkımın azaltılması için sürekli ve
kapsamlı bir çabaya gerek vardır (18).
Ruhsal rahatsızlığı olan hastaların fiziksel, emosyonel,
toplumsal ve entelektüel becerilerini geliştirebilmek, aşağıda
açıklanan bir dizi sürecin uygulanması ile yakından ilişkilidir:
a)Bireylerin gelecekteki hedeflerinin belirlenmesi, b)bu hedeflerin
gerçekleştirilebilmesi için gereken becerilerin ortaya konması,
c)hastanın halen sahip olduğu becerilerin saptanması, d)hedeflerin
gerçekleşmesi için hastanın ihtiyaç duyabileceği becerilerin
kazandırılması ve yaşadıkları çevredeki kısıtlayıcı özelliklerin
ortaya konarak, bunların giderilmesi için planlar yapılması,
e) yeni öğrenilmiş becerilerin desteklenmesi ve işlevsel olabilmesi
için hastanın yaşadığı çevrede gerekli düzenlemelerin yapılması.
Bu sürecin başarılı olabilmesi için, her bireyin kişisel
ve çevresel özelliklerinin göz önüne alınması gereklidir;
her hastalığın her hasta üzerindeki etkileri farklı olmaktadır.
Bu amaçların gerçekleştirilebilmesi için psikiyatrik rehabilitasyon
uygulamaları üç boyutta organize olmaktadır: Birinci boyut
hastalığın evresidir (prodromal, akut veya residüel). İkinci
boyut ise: ilaç tedavisi, aile terapileri, kognitif terapiler,
sosyal beceriler kazandıran terapi biçimleri ve mesleki rehabilitasyonu
içeren tedavi ve rehabilitasyonla ilgili uygulamalardır. Üçüncü
boyutta, hastalık nedeniyle meydana gelen yeti kayıplarını
azaltmayı amaçlayan, aile eğitimi ve desteği, sosyal servis
uygulamaları, case management (hasta yönetimi),ve psikososyal
topluluklar gibi gerekli destek sistemleri bulunmaktadır (17).
Elbette "psikiyatrik rehabilitasyon" başlığı altında
bütün bu anlatılanlara kimsenin bir diyeceği olamaz. Fakat
burada görmezden gelinen çok önemli bir nokta vardır. O da
psikiyatrik rehabilitasyon hizmetlerinin nerede, nasıl ve
kimler tarafından verileceğidir. Psikiyatrik rehabilitasyon
fiziksel rehabilitasyona öykünerek geliştirilmiştir ama aynı
öykünmeyi organizasyonel boyutta yapmaya yani rehabilitasyon
hizmetleriyle, psikiyatri kliniklerini ayırmaya gelince yapmıyoruz.
Fiziksel rehabilitasyon apayrı bir tıp dalıdır ama psikiyatrik
rehabilitasyon, psikiyatrinin bırakın üst uzmanlık dalı olmayı,
alt-dalı bile olamamıştır henüz. Bazı psikiyatrik tedavilerin
yalnızca rehabilitasyon amacına yönelik olduğunu, rehabilitasyon
gereken hastaların psikiyatri kliniklerinin çalışmalarını
yavaşlatıp hantallaştırdıklarını herkes görmekte ama yaraya
neşter atmaya cesaret edememektedir. Elbette ideal bir rehabilitasyon
daha hastalığın ilk evresinde başlar ama yalnızca bu gerekçeyle
psikiyatri klinikleri , ikinci ve üçüncü basamak rehabilitasyon
hizmetlerinin de verildiği bir yer haline getirilemez. Aşağıda
sunacağımız model, psikiyatrik rehabilitasyon ve bakım hizmetlerinin
organizasyonel olarak yataklı tedavi kurumlarından ayrılmasına
dayanmaktadır.
Ruh Sağlığı Hizmetleri İçin Yeni Model Önerisi
Ülkelerin kendilerine özgü koşullar gereği ruh sağlığı hizmetlerinin
sunuluşunda bazı farklılıklar olması kaçınılmazdır; bu tartışmaya
yer olmayacak kadar açık bir durumdur. Eğer ruh sağlığı hizmetlerinin
sunuluşuyla ilgili dünyada evrensel olarak kabul edilmiş bazı
genel ilkeler olmuş olsaydı, işimiz yalnızca bunu ülkemiz
koşullarına uyarlamakla sınırlı ve daha kolay olurdu. Oysa
bugün ruh sağlığı hizmetlerinin konumu itibariyle böyle genel
bir şablona sahip olmaktan çok uzağız. Önceki bölümlerde anlatmaya
çalıştığımız gibi hem yatışları alabildiğine sınırlayan toplum
içinde, ayaktan tedavilere önem veren bir anlayış egemen iken
bir yandan da psikiyatri hastanelerinin ve kliniklerinin yönetilmesi
konusunda elimizde ancak geçmiş dönemlerin uzun süreli yatışlara
göre ayarlanmış teorileri var. Ülkemiz ise, ruhsal hizmetlerin
örgütlenmesi konusunda neredeyse kaosa yakın bir tablo sergiliyor.
Bu nedenle hem bu kaotik görüntüye belli ölçülerde çözüm getirecek
hem de çağdaş gelişmeleri ve ülke gerçeklerini tümüyle hesaba
katacak bir modele şiddetle gereksinim vardır.
Ülkemizde yataklı psikiyatrik tedavi hizmetlerinin yukarıda
sunduğumuz psikiyatrinin bir tıp dalı olma mücadelesinde gelinen
aşamaya uygun biçimde örgütlenebilmesi için önerdiğimiz bu
model, daha çok bir tartışmanın gerekliliğine işaret etmek
ve böyle bir tartışmada çerçeve işlevi görebilmek içindir.
Bu model, hem devlete ait hem özel kuruluşlar için önerildiğinden
ve önerilen kapsam birçok yeni anlayış içerdiğinden, uygulanılmaya
geçilmeden önce, ruh sağlığı yasasını ya da hiç olmazsa mevcut
yasal sistemdeki düzenlemeleri zorunlu kılmaktadır.
Ruh sağlığı hizmetlerinin gelişmiş ülkelerdeki örgütlenmelerine
bakıldığında, özellikle ruhsala rahatsızlıkların birincil
düzeyde önlenmesi ve evde bakım (homecare) ve hastalara yerleşim
mekanları sağlama (housing), sivil toplum kuruluşları ve belediyeleri
ruh sağlığı hizmetlerine dahil etme gibi alanlarda da son
yıllarda önemli projeler üretildiği görülecektir. Bütün bu
alanlarda kalıcı ve işe yarar projeler oluşturabilmek için
de öncelikle psikiyatrik hizmetlerle ilgili temel kavramları
ve organizasyon sorunlarını çözmek gerekmektedir.
Bu modelde amaç öncelikle kavramsal ve örgütsel çatı olduğundan
karışıklıklara yol açmamak için sevk zinciri, kurumlar arası
ilişkiler ve özellikle akademik kurumlarla hizmet yükünü üstlenen
kamu kurumları arasındaki bağlantılar gibi konuların üzerinde
bilerek durulmamıştır.
Çok özetleyerek sunduğumuz bu model, psikiyatrik tedavi ve
bakım hizmeti verecek kurumları üç ana başlıkta ele almayı
önermektedir:
1-Genel hastanenin birimi olan psikiyatri klinikleri: Yeni
modelin temelidirler. Psikiyatrik rahatsızlığı olanların ilk
müracaatları (veya birinci basamaktan hastaların ilk sevkleri)
bu kliniklerin polikliniklerine veya acil servislerine (varsa
kriz merkezlerine) yapılır. Bu hastaneler ayrıca konsultasyon-liyazon
psikiyatrisi hizmetleri için de örgütlenmişlerdir. Poliklinik,
acil servis ve KLP'de verilen hizmetler sırasında, endikasyona
uyan bazı hastalar yataklı tedavi (inpatient) bölümüne, bazıları
ise ayaktan tedavi (outpatient) bölümlerinden birisine alınırlar.
a)Yataklı tedavi bölümü: Olabildiğince kısa yatış süresini
amaçlar. Hastayı yatırmaktan amaç, poliklinik koşullarında
yapılamayan ayırıcı tanının yapılabilmesi; akut belirtilerin
azaltılması; savunmaların restorasyonu; dekompanzasyonu artıran
kriz etkenlerinin, ilaç etki ve yan etkilerinin değerlendirilmesi;
ilaç dozunun ayarlanması; EKT yapılacak olan veya başka tıpsal
sorunları nedeniyle psikiyatrik tedavinin yakın gözlem altında
sürdürülmesi zorunlu olan hastaların tedavilerinin düzenlenmesi;
ayaktan sağlanamayan ileri tetkiklerin, konsültasyonların
yapılabilmesi; hastanın daha sonraki ayaktan izleme, gündüz
hastanesi, kısmi yataklı tedavi gibi tedavi projelerine hazırlanmasıdır.
Yataklı tedavi bölümleri, "gündüz hastanesi", "kısmi
yataklı tedavi" gibi versiyonların yaşama geçirilebilmesi
için esnek bir yönetim tekniğine ve donanıma sahip olduğu
gibi, başta şiddete başvuranlar olmak üzere acil psikiyatri
sınırları içine giren, yoğun bakım ve kısıtlama gerektiren
hastalar için özel olarak hazırlanmış "yoğun bakım birim"lerine
de sahip olmalıdır. Yataklı tedavi bölümü, kısa süreli yatışı
amaç edinmiş olsa bile, şüphesiz kimi durumlarda hastanın
dört haftayı geçen uzun süreli yatışları gerekebilir. b) Ayaktan
tedavi bölümü: Genel hastanenin psikiyatri polikliniğinden,
acil servislerinden, KLP'nden ve yataklı tedavi bölümünden
özellikle psikoterapi gereksinimi olan hastalar, bireysel,
grup, çift ve aile tedavileri ve cinsel tedaviler için ayaktan
tedavi bölümlerine gönderilirler.
Genel hastanenin psikiyatri kliniklerinin birinci basamak
sağlık hizmetleriyle olan bağlantıları için en uygun görünen
sistem, aile hekimliğini esas alan yeni bir uygulamanın başlatılması
gibi görünmektedir. Yine aynı şekilde gelişmiş ülkelerin deneyimleri,
genel hastanenin psikiyatri kliniği çalışmalarının evde ve
toplum içinde sürdürülmesi amaçlarına yönelik ayrı bir ruh
sağlığı örgütlenmesinin pahalı ve gereksiz olduğunu ortaya
koymuş durumdadır. Pekala genel hastanenin ruh sağlığı alanında
deneyimli bir sosyal hizmet uzmanları ve hastaya evde, işyerinde
ulaşmak üzere oluşturulmuş bir mobil tedavi ekibi, toplum
(community) psikiyatrisinin işlevlerinin çoğunu yerine getirebilir
gibi durmaktadır.
2-Psikiyatri özel dal hastanesi, özelleşmiş yataklı tedavi
klinikleri veya genel hastanenin psikiyatri kliniğine bağlı
özelleşmiş yataklı ve/veya ayaktan tedavi birimleri: Ülkemizde
"psikiyatri özel dal hastanesi", ruh sağlığı örgütlenmesi
içinde en çok tartışılması gereken kavramlardandır. Bize göre
bölge ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinin durumu bu
açıdan yeniden gözden geçirilmeli, "özel dal hastanesi"
sıfatı yalnızca eğitim hastanesi olmaya haiz (Bakırköy gibi)
kurumlar için verilmelidir. Çünkü psikiyatri diğer tıp dallarından
kopuk biçimde işlemeye başladığında, toplumsal etiketlerden
korunmak çok zor olacaktır ve bu hastaneler depo hastanelere
adeta dönüşmek zorundadır. Bu nedenle mevcut bölge hastanelerini
uzun süreli yatış ve rehabilitasyon merkezleri olarak düzenlemek
daha uygun olacak gibi görünmektedir.
Genel hastanenin psikiyatri kliniğinde tedavileri eldeki
olanaklarla pek olası görülmeyen, özel mekanlara ve tedavi
ekiplerine gereksinim gösteren "alkol ve madde kullanım
bozuklukları", "yeme bozuklukları" "kriz"
gibi rahatsızlıklar için özelleşmiş birimler kurulabilir.
Ancak bu birimlerin kolay ulaşılabilir bir genel hastanenin
psikiyatri kliniğine bağlı ve bağlantılı olmaları koşuldur.
3- uzun süreli tedavi gerektiren ve tedavileri olanaksız
hastalar için psikiyatrik rehabilitasyon ve bakım merkezleri:
"Psikiyatrik rehabilitasyon" kavramı, hele hele
psikiyatrik rehabilitasyon gerektiren hastalar için özel merkezler
kurulması fikri oldukça yenidir. Son zamanlara kadar bu tip
hastalar, uzun süreli yataklı tedavi gerektirenler içinde
yer alıyordu ve özellikle depo hastanelerde berbat kurumsal
yaklaşımların getirdiği kötü şöhret yüzünden bu hastalar için
özelleşmiş merkezler kurma fikri pek dillendirilemiyordu.
Oysa:
Birincisi, çok açıktır ki, hemen her tanı grubundan psikiyatrik
rahatsızlık yaklaşık %30 oranında tedaviye direnç göstermektedir
ve bu dirençli hastaların çok önemli bir kısmı da toplumsal
ve mesleksel yeti yıkımı içindedirler. Başta şizofrenisi olanlar
olmak üzere, tedaviye dirençli, toplumsal ve mesleksel yeti
yıkımı içinde olan psikiyatrik hastalar, mevcut psikiyatri
hastanelerini ve kliniklerini doldurmaktadırlar. Yineleyen
hasta yatışlarının çok önemli bir kısmını da bu hasta grubu
oluşturmakta; tedavi ekiplerinin enerjilerinin çok büyük bölümünü
bu hastalar tüketmektedir. Bu hastalara ya rehabilitasyona
yönelik girişimler (uğraşı terapisi, sanat terapileri, psikoeğitsel
yaklaşımlar, token ekonomi gibi davranışı yapılandırmaya yönelik
çabalar) ya da yalnızca ve yalnızca yaşamsal işlevlerini sürdürmeye
yönelik bakım gerekmektedir.
İkincisi, diğer tüm tıp dallarında tedaviye ve rehabilitasyona
yönelik hizmetler açıkça ayrılmışlar ve hatta özelleşmişlerdir.
Örneğin rehabilitasyon gereken felçli hastalar, hızla başka
bir tıp dalı olan rehabilitasyon bölümlerine kaydırılmaktadır;
hiç kimse neden göz kliniklerine görme özrü, KBB kliniklerine
işitme özrü kesinleşmiş hastaların yatırılmadığını aklından
bile geçirmez. Bu gerçeklere rağmen, psikiyatride rehabilitasyon
ve bakım gerektiren hastalara hala psikiyatri kliniklerinde
tedavi veriliyormuş gibi yapılması, psikiyatrinin tıbbın içine
alınmadığı günlerin bir kalıntısıdır ve bir göz boyamadan
ibarettir. Ancak bu göz boyamanın acısını tedaviye dirençli,
ağır mesleksel ve toplumsal yeti yıkımı yaşayan hastasına
yatacak bir hastane yatağı bulmak için kıvranan aileler ve
onlara kendilerinin de inanmadıkları tedavileri yapıyormuş
gibi davranırken tükenen tedavi ekipleri çekmektedir.
Modern psikiyatrinin tıbbın bir dalı olma mücadelesinde şimdi
atılması zorunlu hale gelmiş adım, göz boyamacı tutumlardan
vazgeçerek, tedaviye dirençli, ağır mesleksel ve toplumsal
yeti yıkımı içinde olan hastalar için özelleşmiş rehabilitasyon
merkezleri açılmasıdır. Modern psikiyatrinin bugüne kadar
attığı adımların her birisinin önemini yeterince bilinçle
kavrayanlar ve psikiyatrinin tarihindeki olumsuzluklardan
gerekli dersleri çıkaranlar, psikiyatrik rehabilitasyon merkezlerinin
gerçekten rehabilitasyon ve bakım amaçlarına yönelik olarak
çalışan, tıp etiğinden ve hasta haklarından taviz vermeyen
yerler olacağının gerçek güvencesidirler.
Şimdi görev, psikiyatrik rehabilitasyon ve bakım merkezlerinin
kurulması gerektiği bilincinin uyandırılmasıdır. Bu bilinç
uyandırıldığında, bu merkezlere kimlerin alınacağı, bu merkezlerin
en işlevsel biçimde nasıl işleyecekleri hukuksal, insani ve
bilimsel bir çözüme kavuşturulacaktır. Bizim önerimiz psikiyatrik
rehabilitasyon ve bakım merkezlerine yalnızca üniversite ve
eğitim hastaneleri ve özel dal hastaneleri sağlık kurullarından
uzun süreli tedavi gerektiğine veya tedavisi olanaksız ve
rehabilitasyona gereksinimi olduğuna dair raporla sevklerin
yapılmasıdır.
Kaynaklar
1. Göka E. Psikiyatri ve Düşünce Dünyası Arasındaki Geçişler.
Ankara: Vadi yayınları, 1997.
2. Berber S. Bir psikiyatri kliniğinin çalışmalarının değerlendirilmesi
ve yeni öneriler. Uzmanlık tezi. Ankara 1995: 3-14.
3. Kennedy LL. Partial Hospitalisation. Tasman A, Riba MB
edited by . Review of Psychiatry volume 11 Washington DC American
Psychiatric Press, 1992: 555-569.
4. Menninger WW. 2000. Role of the psychiatric hospital in
the treatment of mental illness. Comprehensive Textbook of
Psychiatry. Sadock BJ., Sadock WA. Editors. Baltimore: Williams
and Wilkins seventh edition . 3210-3218.
5. Göka E. 2000.Psikodinamik yönelimli hastane tedavisi.
Türkiye Klinikleri Psikiyatri Dergisi (yayında)
6. Elpers JR. 2000. Pubkic Psychiatry Comprehensive Textbook
of Psychiatry. Sadock BJ., Sadock WA. Editors. Baltimore:
Williams and Wilkins seventh edition . 3184-3199.
7. Leslie D, Rosenheck R. Shifting to outpatient care? Mental
health care use and cost under private insurance. Am. J. Psychiatry
1999;156: 1250-1257.
8. Öztürk MO. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. 5. Basım Ankara:
Hekimler yayın birliği, 1994: 1-9.
9. Önder ME, Şahin AR. Türkiye'de psikiyatrinin bugünü. Psikiyatri
Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi 1993; 1(1): 64-71
10. Özbay H, Göka E, Öztürk E, Hınçal G, Güngör S. 1988.
Psikiyatri kiniklerinin uygulamalarındaki gelişmeler ve bir
klinik çalışmasının sonuçları. Toplum ve Hekim. Mart : 22-30.
11. Gunderson JG. 1983. Principles and Practice of Milieu
Therapy. Jason Aronson: New York.
12. Sfenos PE, Greenberg WE. Patient Management. Nicholi
AM ed. The New Harward Guide to Psychiatry. Cambridge: The
Belknop press of Harward University press. 1988: 589-603.
13. Caton CLM, Gralnick A. A review of issues surrounding
length of psychiatric hospitalisation. Hosp. Community Psychiatry,
1987; 38: 858-863.
14. Gabbard GO. Comperative Medications for Brief and Extended
Hospitalisation. Tasman A, Riba MB edited by. Review of Psychiatry
Volume 11 Washington DC, American Psychiatric Press, 1992:
503-517.
15. Sharfstein SS. Managed Mental Health Care. Tasman A,
Riba MB, edited by. Review of Psychiatry volume 11 Washington
DC American Psychiatric Press, 1992: 570-584.
16. Wallace CJ. Psychiatric Rehabilitation. Psychopharmacalogy
Bulletin 1993; 29: 537-548.
17. Bridges K, Huxley P. Psychiatric Rehabilitation Redefined
for 1990s. The İntenational Journal of Social Psychiatry.
1994 ; 40: 1-16.
18. Liberman RP., Kopelowicz A., Smith TE. 2000. Psychiatric
rehabilitation. Comprehensive Textbook of Psychiatry. Sadock
BJ., Sadock WA. Editors. Baltimore: Williams and Wilkins seventh
edition. 32183245.
(Değişik versiyonları 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi
(3-7 Ekim 2000/ Belek/ Antalya) ve 6. (28-31 Ekim 1999 Kapadokya)
ve 7. (Kasım 2000, Bodrum) Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi'nde
sunulmuştur.)