Çalışma saatlerinin kısaltılması demokratik ve ekonomik
gelişmişliğin hem göstergesi hem de hedeflerinden biridir.
Tatillerin birleştirilmesiyse demokrasi, iş ahlakı ve
siyasi ahlaka aykırıdır.
Kanıksayınca, iliklerimize kadar 'demokrat' da olsak
tepki veremiyoruz. Bazen demokrasi bilinci ve topluluk
ruhu, öyle zarif biçimde tırpanlanıyor ki, yaşadığımız
sahte hoşnutluk sayesinde, bize ne yapıldığından haberimiz
olmuyor. Ekonominin 'hayattaki en mühim şey' olduğuna
iman etmişiz ya bir kere, 'şirket birleşmeleri'yle ilgileniyoruz
da, hayatımızı kökünden sallayan 'tatil birleş(tir)meleri'yle
ilgilenmiyoruz ya da özellikle medyanın gıdıklamalarıyla
hoşumuza gidiyor bu uygulama. Tatil birleştirmeleri
yüzünden daha bayram gelmeden bayram havası esiyor.
Her yılın ilk gününün gazetelerinde 'bu yıl kaç gün
tatil olacağı ve medyamız ve hükümetimiz sayesinde bu
tatilin kaç gün daha uzayacağı' ballandıra ballandıra
anlatılıyor; işyerlerinde sürekli bu konuşuluyor.
Batı demokrasilerinde her şeyin ne kadar iyi olduğunu,
şu bizim zavallı kültürümüzün (!) onların ne kadar gerisinde
kaldığını anlatmayı bir varlık nedeni haline getiren
köşe yazarlarımız bile, artık kültürümüzün ayrılmaz
bir parçası haline gelmiş olan tatil birleştirmelerine
karşı tek satır yazmıyor. Hiç kimse çıkıp da 'tatil
birleştirmeleri iş ahlakıyla, siyasi ahlakla, demokrasi
ve topluluk bilinciyle bağdaşmaz; bu ilkelliği bu topluma
yapmayın' demiyor, belki de diyemiyor. Çünkü 'çalışma
süresinin kısaltılması, gelişmişliğin ve refahın ölçüsü'
olarak bilindiğinden, sonuçta az çalışmaya neden olan
tatil birleştirmesi uygulamasının olumsuzlukları görülemiyor.
Batı'daki Durum
Gerçekten de tatil birleştirmelerinin, Batı'daki genele
hitap eden ve bir toplumsal hedef, kimi zaman işsizlikle
mücadele aracı haline gelen 'çalışma süresinin kısaltılması,
özgür-bireysel yaşam için boş zaman yaratılması' amaçlarıyla
uzaktan yakından ilgisi yoktur; o bize özgü, keyfi ve
oy dışında amacı olmayan bir uygulamadır. Tatil birleştirmeleri,
yalnızca tembelliği yücelttiği için değil, iş yaşamında
çok açık adaletsizliklere neden olduğu için iş ahlakına
aykırıdır. Elbette yaşadığımız 'insan hakları çağı'nda
tembellik bir haktır; risklerini almak koşuluyla her
isteyen bu hakkını tepe tepe kullanabilir ama bizimkisi
dışında hiçbir demokratik devlet, tembellikten (özgürlük
ve bireysellikten değil, tembellikten) yana açıkça tavır
almamış, onu yüceltmemiştir. Kamu sektöründe karın tokluğuna
çalışmak bir yana, şu veya bu nedenle hiç izin kullanmadan
şevkle hizmet verenler, bu sektörün dinamosudurlar.
Bu gerçeği herkes bilir ama, herhalde onların çantada
keklik olmasından gerek, hiç kimse bu insanları hizmetleri
karşılığı ödüllendirmeyi bir gün olsun düşünmemiştir.
Ödüllendirme mekanizması, çalışkanlardan ziyade tembellere
yöneliktir; tatil birleştirmeleri yüzünden çalışkanların
iş planları akamete uğramakta, bir bakıma çalışma cezalandırılmaktadır.
Adalet ve Ekonomi
Kaldı ki çalışkanları incitmek dışında tatil birleştirmelerinin
adaletli bir uygulaması mümkün değildir. Tatil birleştirmeleri,
turizm sektörünün işine yararken büyük şehirlerin esnafının
çok büyük kısmının canını yakmaktadır. Başta 'işlerinin
önemine kendileri bile inanmadan çalışıyor görünenler'
için tatil birleştirmeleri, daha meşru bir boş zaman
yaratmaktadır ama sağlık, güvenlik, belediye hizmetleri
gibi yirmi dört saat süren işlerde çalışanlar için nöbet
ve daha fazla çalışma, bu çalışmanın karşılığı alınmadığından
daha fazla angarya anlamına gelmektedir. Tatil birleştirmelerini
yapanlar, bu tatillerde daha çok çalışan insanlar olacağını
bilmekte ama bazılarının tatil yapması pahasına daha
çok çalışmak zorunda kalan bu insanlara hiçbir karşılık
vermemektedirler. Tatil birleştirmeleri, eğitim gibi
yaşamsal sektörlerde yol açtığı kayıp haricinde, iş
yaşamında takvim üzerinde önceden görünmeyen ve sözleşmelerde
yer alması mümkün olmayan kaymalar yapması nedeniyle
de birçok adaletsizliğe yol açmaktadır. Birileri çıkıp
tatil birleştirmelerinden dolayı hangi sektörlerin hem
tatil yapıp hem kâr ettiklerini açıkça söylemelidir.
Benim kaba gözlemime göre, tatil birleştirmeleri ve
son zamanlarda niye yapıldıkları pek bilinmeyen 'kar
tatilleri' yüzünden, özel eğitim ve finans sektörleri
beleş kâr elde etmektedirler. Tatil birleştirmeleri
kararları, önceden taahhüt edilmeden ve muhalefetin
karşı çıkmasının mümkün olmadığı bir biçimde alındığı
ve çoğu kez ülke çıkarları hilafına, hükümete potansiyel
oy sağladığı için siyasi ahlaka aykırıdır. Hükümetler,
tatil birleştirmeleri kararlarını, Bakanlar Kurulu'nda
değil, Meclis Genel Kurulu'nda demokratik bir tartışmada,
ülke çıkarları lehine olduğu açıkça görüldükten sonra
alabilmelidir.
Rüşvetçiliğin Kurumlaşması
Siyasi ahlaka aykırı olan bir durum, son tahlilde elbette
ülke çıkarlarına ve demokrasiye de aykırıdır ama tatil
birleştirmeleri, yol açtığı adaletsizlikler nedeniyle,
daha en başından demokrasi bilincini torpillemektedir.
Gündelik yaşamının ve hayat planının bir Bakanlar Kurulu
kararıyla, kendisine hiç sorulmadan bozulduğunu gören
insanın başlangıçta hoşuna gitse bile, bir süre sonra,
temsili demokrasiye inancı zayıflayacaktır. Demokrasi,
tatil birleştirmeleri gibi keyfi uygulamalar kronikleştiğinde,
bir 'hukuksal normlar sistemi' olarak algılanamayacak,
'bir anlık çoğunluk tercihine dayalı olarak meclise
gitmeye hak kazanan temsilcilerin keyfi yönetimi' şeklinde
algılanacaktır. Zaten çoktandır ülkemizde böyle bir
demokrasi algısı egemendir, tatil birleştirmeleri kamuoyunda
yerleşmiş olan bu berbat demokrasi algısını pekiştirmektedir.
Tatil birleştirmeleri, toplum içinde yol açtığı adaletsizlikler,
neden olduğu hatalı demokrasi algısı ve kışkırttığı
ahlaki zaafların yanı sıra, 'rüşvetçi bir toplum psikolojisi'ne
kapı aralamaktadır. Rüşvet ve iltimas, bu ülkede kamu
yaşamının temel dertlerindendir ve tatil birleştirmeleri
gibi uygulamalar yüzünden giderek toplumsal psikolojimizin
temel ve doğal bir elemanı haline gelmektedir. Çocuklar,
kendilerine rüşvet ve iltimasın olumsuzluklarını öğretmeye
çalışan ebeveynini ve öğretmenlerini, hükümetin kendilerine
rüşvet olarak verdiği tatil birleştirmeleri karşısında
seviniyor gördüklerinde ne yaşamaktadırlar acaba? Hükümetin
verdiği tatil rüşveti karşısında avuç ovuşturanların,
temiz bir toplum ve emeklerinin karşılığını istemeye
hakları kalır mı?
20 Aralık 2000, Radikal