MAKÂLELER
Medya, Ruh Sağlığı Hizmetlerine Destek Olabilir

Doç. Dr. Erol GÖKA

Yaşam dünyamızda artık tartışmasız bir yeri olan medya hakkındaki tartışmalar bitmek bilmiyor. Çoğumuz bu tartışmaları kendi yakın çevremizde ve hatta kendi vicdanlarımızda yapıyoruz. Örneğin ben, medyaya yönelik olarak yapılan eleştirilerden bir çoğuna kendimi yakın hissediyorum: "Gerçek bilgi ve sanat, enformasyon teknolojileri yüzünden harap edildi... Medyanın yarattığı yeni dünya, bütünlüğü ve anlamı olmayan, bizden bir şey istemeyen ve aslında herhangi bir şey yapmamız için bize imkan da tanımayan, çocukların "ce-ee" oyunu gibi tamamen kendi içine kapalı bir dünyadır... Medyanın, siyasete müdahalesiyle, insanların adeta bir yanılsama bombardımanıyla bilinçleri iğdiş edilmekte, hayal dünyaları yağmalanmaktadır; medyatik manüpülasyon demokrasiyi asla uygulanamaz bir ütopyaya dönüştürmüştür... Güncellik adına, her zaman yeni ama her zaman boş olan şey, sansasyonel ve anlamsız olan şey, bayağılık, klişelere indirgenmiş düşünce egemen olmuştur... Medya sayesinde herkes, kendi içinde kendininkinden başka bir varoluş yaşamaktadır; artık insanların ruhlarını meşgul eden kapsam kendisinin ürünü değil, her şeyden ve dolayısıyla hayallerini, umutlarını, fantazilerini, arzularını, tatminlerini onlara sağlamaktan yükümlü olan aletin ürünüdür... Medyanın ‘şeffaflık’, ‘haber alma hakkı’ gibi kavramların arkasına gizlenerek asıl ve en gerçek faaliyeti özel hayatın yağmalanması, mahremiyetin talan edilmesidir... "

Bu tür ifadelerin genellikle gerçeği yansıttığını düşünürüm; medyayı bir de bir psikiyatri uzmanı olarak izleyince bu düşüncem daha da pekişir. Özellikle ruh sağlığıyla ilgili haberleri okurken, izlerken "birinin bu işe, medyanın ruhsal talanına dur demesi gerekir" gibi sorumluluk-öfke karışımı bir duyguya kapılırım. Psikiyatri uzmanı ve psikolog arasındaki farkı dahi bilmeyen; insanlara çok kolay bir biçimde, hiçbir ahlaki kural tanımaksızın "deli", "akıl hastası" gibi sıfatları yapıştırıveren; kendilerine "iş" çıksın diye, davranış bozukluğu gösterecek birisini hacı bekler gibi bekleyen medya mensuplarını gördükçe çileden çıkarım. Yalnızca ben değil, hemen tüm meslektaşlarım da çıkar. Psikiyatri kliniklerindeki vizitler, çoğu kere bir önceki gün medya tarafından yine toplum ruh sağlığına nasıl zararlar verildiği konusundaki meslektaşlar arasındaki haber ve fikir alışverişleriyle başlar. Ama kimsenin elinden bir şey gelmez. Madalyonun bir de diğer yüzü var.

Medyaya yalnızca olumsuz eleştiriler yapılmıyor; yine çoğuna benim de katıldığım birçok olumlu niteliğinden de bahsediliyor. "Enformasyon teknolojileri sayesinde bilgi ve hatta eğlence, demokratik bir şekilde dağılmaktadır, önceleri yalnızca bir avuç egemenin sahip olduğu bilgilenme ve eğlenme hakkı bütün insanlık tarafından özgürce kullanılabilmektedir... Artık dünya bir köye dönüşmüştür ve insanların önlerinde duran gerçekler, binlerce yıl insanlığı pençelerinde tutmuş olan büyülenmeyi ortadan kaldırmaktadır... Okullaşma oranı, dünyada okuryazar olmayan tek bir kimse kalmayacak bir düzeye doğru ilerlemektedir... Siyasi mesajlar, en ücra köşelere kadar ulaşmakta, vatandaşların kendi başlarına kararlar vermesiyle, demokrasi gerçekten etkin ve katılımcı bir hale dönüşebilmektedir... Medyanın gücü, insanlar arası ilişkilerin ve birey-devlet ilişkilerinin şeffaflaşmasını sağlamakta; artık kapalı kapılar ardında gerçekler uzun süre kimseden gizlenememektedir..." Medyanın bunların yanı sıra birçok başka olumlu niteliği daha sayılabilir; örneğin ruh sağlığı bilincinin yayılmasında katkılarından bahsedilebilir..

Medyanın olumlu ve olumsuz niteliklerine ilişkin tartışmadan kendi adıma hoşnutum ve insanlığın geleceğiyle ilgili birçok kaygı taşısam da umutsuzlardan değilim. Enformasyon çağı da insanlık tarihinin bütün çağları gibi, olumsuzluklarla dolu. Her kültür gibi o da, yaşayanlarının belli bir ömür sürebilmeleri, varoluşlarını gerçekleştirebilmeleri ve kendilerini açabilmeleri için hem fırsatları ve hem engelleri aynı anda barındırıyor. Biz, engelleri eleştirmek kadar fırsatlardan yararlanarak engelleri aşmaya çalışmakla da yükümlüyüz.

Bu açıdan medya-ruh sağlığı ilişkilerine baktığımda, yapılabilecek birçok olumlu "iş" olduğunu görüyorum. Bunlardan en acil olanları şöyle sıralayabiliriz:

Medya mensupları, çok kısa zaman alacak hizmet-içi eğitimlerle ruh sağlığı alanındaki artık kanıksanan cehaletlerini yenebilirler; psikiyatri uzmanı ve psikolog arasındaki farkı, dünyadaki ve ülkemizdeki ruh sağlığı hizmetlerinde gelinen yeri öğrenebilir, daha önemlisi halka öğreterek, aydınlatıcı bir işlev görebilirler. Hatta giderek zaman içinde ruh sağlığı alanında uzman medya mensupları ortaya çıkabilir. Eğer böyle yapılabilmiş olsaydı, medya hizmeti olduğu düşünülen ama faydadan çok zarar getirdiği bizce açık olan bazı programlar gerçekten çok faydalı bir hale gelebilirdi. Örneğin geçenlerde bir televizyon programında, büyük bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanemiz, kötü uygulamaları nedeniyle ekranlara getirildi ve sorun, birden bire her şeyin sorumlusu yapılıveren başhekimin görevden alınmasıyla çözüme (!) kavuşturulmuş oldu. Ama bunun yerine, dünyadaki ve Türkiye’deki ruh sağlığı hizmetlerini öğrenmeye çalışan bir anlayışla konuya yaklaşılsaydı, ülkemizin ruh sağlığı alanındaki çok büyük bir derdine parmak basılmış olacaktı. Tüm Türkiye ve bu arada ilgili kuruluşlar, ruh sağlığı alanında "tedavi" ve "bakım" hizmetlerinin bir türlü ayrı ele alınamaması yüzünden giderek artan şiddette yaşanan problemin büyüklüğünü sorumlu medya sayesinde öğrenebilecekti.

Ruh sağlıklarıyla ilgili sorunları nedeniyle zaman zaman medyanın, çoğunlukla iyi niyetten kaynaklanan gazabına uğrayan insanların korunabilmesi için, tıpkı bazı televizyon dizilerinde olduğu gibi, medyada, özellikle haber programlarında bir ruh sağlığı profesyoneli danışman olarak görev alabilir. RTÜK, yalnızca ceza değil, böyle danışmanlarla, meslek etik ilkelerine uygun çalışan haber programlarına ödüller verebilir; bu ödüller, RTÜK imzasıyla bir alt-yazıyla izleyicilere duyurulabilir.

Tüm bunların yapılması sırasında medya, ülkemizin ruh sağlığı hizmetleri alanındaki "Türkiye Psikiyatri Derneği" ve "Türk Psikologlar Derneği" gibi demokratik meslek kuruluşlarıyla işbirliğine gidebilir.

9 Mayıs 1999, Radikal

 
2005 © Copyright Doç. Dr. Erol GÖKA
All rights Reserved. Web & Gfx Designed by Zafer IŞIK