Ölme Erol
Ahmet İNAM
Yazımın başlığındaki ilk sözcük bir kitap adını, ikincisi ise kitabın yazarının adını gösteriyor. Başlığın bütünü ise benim yazar hakkındaki hiçbir ölümlü insan için gerçekleşmeyecek bir dileğimi yansıtıyor. Hani deriz ya: “Ölme emi!” Ben de Erol’un bu çalışmasını bu başlıktaki sözlerle kutluyorum.
Erol Göka üstadın son kitabından söz ediyorum.H Tanıyanlar bilir, Erol Göka, başarılı bir ruh hekimi olduğu kadar toplumbilimin, tarihin, felsefenin farklı alanlarında yorulmak bilmek bir enerjiyle araştırmalar yapan, yapmakta olan yaman bir kültür insanıdır. Bu kitabıyla ülkemizde çok yönlü bakış açılarıyla üzerinde durulmamış bir konuyu, ölümü ele alıyor.
Kitap, önsöz ve son sözün dışında üç ana bölümden oluşuyor. İlk ana bölüm “Bir Garip Ölmüş Diyeler” başlığını taşıyor. Kitabın 124 sayfalık bu en uzun bölümünde ölüm kavramı farklı boyutlarıyla tartışılıyor. Kitabın alt başlığı “Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi” olmasına rağmen kitap ölümü yalnız “psikolojik” açıdan irdelemiyor. Tarihsel, antropolojik, sosyolojik, zaman zaman dinsel boyutlarıyla karşımıza çıkıyor ölüm. Bu denli zengin bir bakış açısıyla konunun incelenmesi, ölüme bakış ufkumuzu genişletiyor. Elbette böylesi bir çok yönlü yaklaşım, ister istemez ölümün her boyutu yeterli derinlikle işlenemediğinden kaçınılmaz sığlıklar taşıyabilir. Üstelik Erol Göka bir hekim olduğu için okura karşı ölüm karşısındaki psikolojik sorunlarıyla ilgili sınırlı da olsa çözümler önerme sorumluluğunu duyuyor. Yazar çok yönlü bakışın getirebileceği teorik sığlığa düşmeden ölüm konusunda “gereksiz” soyutlamalarla yürüyen bir teori kitabının kuruluğundan da kaçınabiliyor. Anlatım, kimi teorik ya da mesleki kaygıları dipnotlarına atarak, yalın ve akıcı bir biçimde geliştirilmiş.
Yer yer şiirlerle süslediği üslubu ölüm konusunun iticiliğini ve sıkıcılığını azaltmaya yönelmiş. Okurken yazara da yolladığım şu basit dizelerimin iklimi içinde idim:
ÖLÜME
Sevgili ölüm
Bana beni
Hatırlat.
Ey ölüm!
Bana beni
Kat.
Bırakma elini
Hayatın.
Sonsuzluğunda
Yaşasın hakikat.
Kitabın temel savlarından biri belki şöyle özetlenebilir: Modern Batı ölmeyi bilmiyor! Ölümle yüzleşmekten, karşılaşmaktan kaçıyor. İlk bölüm özellikle bu savın psikolojik, kültürel açılardan temellendirilmesine ayrılmış. Yazarın haddini bilen alçak gönüllü tutumunu sergilediği için bölümün sonundaki (s.143) sözlerini anmak istiyorum: “...intihar konusunda saptamalar yapmakla yetindik; söyleyeceklerimiz bunlardan ibaret kalacak. Bilinenleri yineledik; bol bol sayı vermekten, uyarılarda bulunmaktan öteye gidemedik. Çok önemli ama çok karışık konularda ilk yapılması gereken haddini aşmamaktır... Haddimizi aşmamaya çalıştık.”
“Gitmek mi Zor Kalmak mı?” başlığını taşıyan ikinci ana bölüm, yas olgusunu ele alıyor. Ölen kişinin kaybının ortaya çıkardığı psikolojik durumların değişik açılardan ele alındığı bu bölümde ruh hekimi Erol Göka’nın yas yaşantısının sağlıklı yaşanması konusunda önerilerini de izliyoruz.
Üçüncü ve son ana bölüm çok önemli gördüğüm, ölümün diğer boyutları yanında fazlaca işlendiğini sanmadığım bir boyutuyla ilgili: “Çocuklarda Ölüm Kavramı”. Bu bölümde çocuklara ölümün nasıl anlatılacağı, ölüm haberinin onlara nasıl verileceği, çocukların nasıl yas tuttuğu, ölümcül hastalığı olan çocuklara nasıl yaklaşılacağı konularında bilgiler sunuluyor.
Kitabın “sonsöz” bölümü bilge olma yolculuğuna çıkmış, sorgulayan, araştıran hekim Erol Göka ile karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha bize hatırlatıyor. Kendi geleneği, inancı, kültürüyle barışık, modern tıbbın gelişmelerine açık, o hekimlik bilgilerini içinde bulunduğu toplumun hikmeti ve evrensel felsefenin tutumuyla yoğurmaya çabalayan, sürekli olarak kendini aşmaya çalışan birini görüyoruz bu kitabıyla. Duramadım ona şu dizeleri yazdım:
EROL’A
Erol’a
“A! Bu gök
Hadi bak!”
Demişler.
Bakıp durur Erol
Yazıp durur.
Kendisinden yolculuğu sırasında giderek olgunlaşan yapıtlar bekliyoruz. (Kitabın sonunda verdiği kaynakçanın daha da genişletilebileceğini unutmamak gerekiyor.)
* Ölme, Timaş Yayınları, Ekim 2009
Ahmet İNAM, Akşam Gazetesi 08.11.09