Ayırıcı Tanı:
1- Diğer Psikiyatrik Rahatsızlıklar:
i) Yapay bozukluk: (factitious disorder) Kişinin, herhangi
bir çıkarı olmadan, psikolojik nedenlerle hasta rolünü
benimsemesidir. Nedeni bilinç dışından kaynaklanmakla
birlikte, fizik semptomlar bilinçli olarak ortaya çıkartılmaktadır.
Ayırım zor olabilir, ama genelde semptomların geliştiği
ortamın iyi değerlendirilmesiyle, kişinin söylediklerine
ek bilgi kaynakları (ortamdaki ya da ilgili kişiler)
değerlendirilmesiyle tanıya yönelinebilir (1, 5, 12).
Temaruz: (simülasyon, malingering): Psikiyatrik bir
hastalık değildir. Ayırıcı tanıda önemlidir. Fiziksel
neden olmadan, bilinçli olarak ortaya çıkarılan fiziksel
bozukluklardır. Kişinin bir işten kaçmak, tazminat alabilmek,
erken emekli olmak, bir cezadan kaçmak, ilaç elde etmek
gibi somut istekleri için hastalık ya da yararlanmanın
fizik ya da psikolojik belirtilerini kasten aşırı derecede
abartmak ya da taklit etmesi bu tabloyu oluşturabilir
(1, 21).
ii) Diğer somatoform bozukluklar: Somatizasyon bozukluğunda
da duyu ve motor semptomlar görülür, ama bu, erken yaşta
başlayan kronik ve çoklu semptom veren bir hastalıktır.
Hipokondriyaziste vücutta herhangi bir fonksiyon kaybı
yoktur. Somatik şikayetler kroniktir ve nörolojiklerden
başka semptomlar da olabilir. Semptomlar “ağrı” üzerine
odaklaşmışsa ağrı bozukluğu tanısına yönlenilir. Şikayetler
daha çok cinsel konudaysa seksüel bozukluk tanısı konur
(10).
iii) Dissosiyatif bozukluklar; KB ile bazı özellikleri
paylaşır. Her iki bozukluk da nörolojik işlev bozukluğunu
düşündüren semptomları kapsar. Aynı kişide bu iki durum
da saptanırsa iki tanı da kaydedilmelidir (5, 12).
iv) Psikozlar, duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları:
Halüsinasyonların görüldüğü psikiyatrik hastalıklar,
KB’nda rastlanan “psödohallüsinasyon”lardan ayırılmalıdır.
Hasta bunların gerçek olmadığının bilincindedir. KB’nda
bunlar pozitif ya da negatif karakterde, işitme, görme,
dokunma ile ilgili olabilir. Genellikle içgörü bozukluğu
yoktur ve diğer psikotik bulgular eşlik etmez. Saf,
çocuksu bir içerik taşıyabilirler. Semptomlar başka
bir mental bozuklukla daha iyi açıklanıyorsa KB tanısı
konamaz (12).
2- Nörolojik Bozukluklar:
i) Bayılmalar:
Hiperventilasyon (overbreathing): Aşırı soluyan hastalarda
kandaki karbondioksit azalır. Arteriyel oksijen basıncı
ve pH düşer, beyin damarlarında konstrüksiyona neden
olur. Hastada hızla sersemlik, boşluk hissi oluşur.
Bayılabilir. Baygınlık sırasında solunum sessizdir ve
kan gazları normale döner. Beyin kan akımı da düzelir.
Bilinç açılır (21, 22).
Epilepsi: Günümüzde “yalancı nöbet, pseuduseizures
olarak adlandırılan bir grup klinik görünümü burada
tanımlamak gerekmektedir: Epileptik olmayan nöbetler
olarak da incelenen bu klinik durumlar, sıklıkla gerçek
epilepsi sanılarak yetersiz, etkisiz ve masraflı tanı
ve tedavi yöntemlerine maruz kalırlar. Hatta antikonvülzan
tedavi bile başlanabilir. Eğer hasta daha önce gerçek
bir epileptik nöbeti de görmüşse, hekim klinik gözlemle
bile konvülzif nöbetleri gerçek nöbetten ayırmakta zorlanabilir.
Gerçek epileptik nöbetle konversif nöbet şu özellikleriyle
birbirinden ayrılabilir:
a) Epileptik bir hastada genelde, nöbet geleceğinin
habercisi olan haberci sinyal “aura” dönemi varken,
konversiyon nöbetinde yoktur (5, 6).
b) Epileptik bir hastada nöbet çoğunlukla hiç beklenmedik
bir anda ve ortada ruhsal bir neden olmaksızın da oluşurken,
KB’nda nöbetlerin ortaya çıkışında psikolojik stres
yaratan çatışma gibi nedenler rol oynar (5).
c) Epileptik hasta her zaman, her yerde nöbet geçirebilir.
Yer seçimi ve düşme biçimi hastanın kendi kontrolü altında
olmadığından hasta yaralanabilir. KB gösteren kişi genellikle
çatışması olan kişilerin bulunduğu ya da onların haberdar
olabileceği ortamlarda nöbet geçirir. Bu nöbetler hekim
hastaya yaklaşınca ya da yakında başka kişiler varken
de daha sıklıkla oluşur. Tehlikeli düşmeler gözlenmez
(5, 6).
d) Konvülsif hareketler, epilepside ritmik biçimde
izlenen tonik-klonik hareketler biçimindeyken, KB’nda
düzensiz sıçramalar ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda
tüm kaslarda genel bir gevşeme durumu olabilir (5).
e) Epilepside bilinç kaybı gözlenirken, konversif nöbetlerde
tam bir bilinç kaybı genellikle yoktur. Bilinçte göreceli
değişiklikler izlenebilir. Epileptik hasta konuşulanları
duyamaz ve ağrılı uyaranlara yanıt vermezken, konversiyonlu
hastalar genellikle çevrede konuşulanları çok uzaktan
geliyormuş gibi duyduklarını, ancak yanıt veremediklerini
belirtirler. Değişik derecedeki ağrılı uyarana cevap
verirler (5).
f) Epileptik hastada nöbet sırasında konvülsiyondan
hemen sonra patolojik reflekslar saptanırken (örneğin;
Babinski müsbetliği, pupil refleksinin alınmaması),
konversif nöbette pupil, kornea ve öğürme refleksleri
korunmuştur, patolojik reflekse rastlanmaz.
g) Epileptik hastalarda nöbet sırasında, dil ya da
yanağı ısırma, idrar kaçırma olağan karşılanırken, konversif
nöbette bunlar çok nadirdir. Konversif nöbet geçiren
hasta, kollarının, bacaklarının başkaları tarafından
oynatılmasına, göz kapaklarının açılmasına direnirler.
Göz kapakları genellikle kapalıdır. Titreme yada oynama
olabilir (5, 6).
h) Epileptik nöbet 1-2 dakika sürer, ardından postiktal
bilinç sislenmesi, amnezi, geçici paraliziler ve uykudan
uyanıyormuş gibi bir nöbet sonu izlenirken, konversif
nöbet uzun sürer. Günlerce süren tablolar bilinmektedir.
Konversif nöbet, genellikle hıçkırarak, ağlayarak, gülerek,
ağzından hava çıkararak ya da öğürerek sonlanır. Nöbet
sonrası bilinç bulanıklığı ya gözlenmez ya da çok minimal
düzeydedir. Daha çok “disosiyatif nitelikli” bilinç
sislenmesi izlenir (3, 5).
i) Yalancı nöbetten sonra serum kreatin kinaz ve prolaktin
seviyesinin artmaması, gerçek epilepsiden ayrımı destekler
(3).
j) Konversif nöbetlerde tanıda kesinlik sağlanamazsa,
nöbet sırasında ve sonrasında çekilecek elektro ensefalogramda
(EEG) normal elektrik olayların saptanması ile kesin
ayırım yapılır. Ne var ki son çalışmalar, temporal ve
limbik lob epilepsilerinde yavaş elektriksel boşalım
artışının EEG’de saptanmasının zor olabileceğini göstermiştir
(2, 3, 5, 23).
ii) Felçler:
Hemipleji, monopleji, parapleji şeklinde olabilir.
Motor innervasyon örüntülerine uymaktan çok, belirli
bir hareketi yapamamak şeklinde olur. Giyinirken ya
da hastanın dikkati başka tarafa çekilince “felçli”
tarafı istemeden hareket ettirir. “Felçli” kol başın
üstüne getirilip bırakılınca kol kısa bir süre baş üstünde
kalıp başa çarpmadan yana düşer. Antagonistik kaslarda
uygunsuz bir direncin olduğu saptanır.
Yürüyüş: Yürürken ayağını tipik olarak sürükler. Ayakta
duruyorken izlenen hareket bozuklukları yatarken kaybolabilir
ya da değişebilir. Kas tonusu, derin tendon refleksleri
normal, plantar yanıt fleksiyondur. “Astasia-abasia”
denilen, oldukça ataksik, büyük ve düzensiz jerk yapısında
anlamsız kol hareketleriyle birlikte sendeleyerek yürüme
görülebilir. Eğer yatar durumda normale az-çok yakın
bacak hareketi varsa konversif duruma bağlanmalıdır.
Hasta, bu motor bozukluklara rağmen nadiren yere düşer,
düşse bile zarar görmez. Uzun süren konversiyon bozukluklarında
kas atrofisi gelişebilir. Kontraktürler de gelişebilir.
KB gösteren hastanın kollarında felç durumu nedeniyle
yapılacak nörolojik muayenesinde, hastanın elini kaldırıp
yüzünün üstünde bırakılırsa eli yüzüne çarpmadan yana
düşer. Ekstremite muayenesinde, felç görünümündeki uzuv
hareket ettirilirken hekimin hareketine direnç gösterir
(Hoover testi) (2, 22).
iii) Duyusal algı bozukluğu:
Konversiyonda duyusal algılarda değişiklikler vardır
ancak bu sinir dağılımına (dermatom) uyumsuzdur, anatomik
bölge sınırlarına daha fazla uyar ve telkinlerden etkilenebilir.
Hemianestezi durumunda gövde ve yüzdeki sınır, orta
hatta çok belirgindir. Tüm duyularının kaybolduğunu
belirtse bile pozisyon duyusu sağlamdır, karanlıkta
tökezlemeden yürüyebilmesi tabes dorsalis ayırıcı tanısında
yardımcı olur. Vibrasyon hissi de değişse bile sağlam
kalır ve durumun organik temeli olmadığını gösterir.
Ellerine tutuşturulan eşyayı tanıyabilirler. Anestetik
alanlar perifer-distal arasında derece farklılıkları
göstermez, kesin olarak sınırlanabilir, ama muayeneden
muayeneye değişebilir.
Başın yarısında işitme, görme, koku, tad duyularında
azalma ile hemianestezi saptanabilir. Psikojenik hemianestezinin
tanısı için diğer konversiyon kriterleri aranır ya da
var olan bulguların olağan duyusal bozukluk sendromları
ile çelişkileri incelenir (2, 6).
KB’ndaki sağırlığın ayırıcı tanısı için birkaç yöntem
vardır: bilateral sağırlıkta yüksek ses uyaranı ile
göz kırpma (cochleoorbicular refleks) ya da cilt terlemesinde
değişiklik (psikogalvanik refleks) elde edilebilir.
Tek taraflı sağırlık odiyometri ile ya da steteskopu
hastaya takıp sağlam kulağına ve belli etmeden sağır
kulağına fısıldanarak tepkisine bakılır.
Görme bozukluğu; bir ya da iki gözde, bazen hemiparezi
ile birlikte olabilir. Genellikle ani başlar. Rahatsız
edilmedikçe gözünü dikip bakar, ama bir şeyi görüp görmediği
sorulunca ya gözlerini şaşılaştırır ya da başını o tarafa
döndürüp yaklaştırır. Bir parmağına dokunması istenince
yapamaz (körler bile proprioseptif duyu sayesinde bunu
yapabilir). Ani ışık parlamasında hasta göz kırpar.
Etraftaki cisimlere çarpmadan yürüyebilir. Hasta, tehlikeli
durumlarda kendini korur (örneğin; yüzüme doğru hızla
yaklaşan cisimden korunur). Pupil refleksleri normaldir
(2, 5, 6).
iv) Diğer nörolojik hastalıklar: Beyin tümörü, bazal
ganglion hastalığı. Multiple skleroz, Miyastenia gravis,
Distoniler, (12, 24).
3- Metabolik Nedenli Hastalıklar:
Hipoglisemi, hiperparatiroidizm, akut intermitan porfiri,
hipertiroidizm kendilerine özgü klinik ve laboratuvar
bulgularıyla ayırt edilir (2).
4- Kültürel Davranışlar:
Tablo-1’de de belirtilen, KB tanı kriterlerinde geçen
“kültürel davranışlar” tabloyu açıklayamamalıdır(12).
Hastaya Yaklaşım:
Hekim, KB tanısında görülen yüksek hata oranlarını
da dikkate alarak kararını vermelidir. Belirgin bir
nörolojik hastalık tablosunun olmaması ya da duygusal
çatışmanın varlığı yeterli tanı kriteri değildir. Acil
servis uygulamalarında konversiyon bozuklukların tanısında
özgün tanısal kriterlerinin kullanılması yararlı olabilir.
Ayrıca bu hastaların büyük çoğunlukla ilk olarak ruh
sağlığıyla doğrudan ilgili kimselere değil de pratisyen
ve özel dal hekimlerine başvurmaları nedeniyle pratisyen,
özel dal hekimi hatta hemşirelere ve diğer sağlık personeline
de bu hastalıklar ve bu hastalara yaklaşım teknikleri
öğretilmelidir (2, 25).
KB tanısı ancak, etiyolojik nörolojik ya da genel tıbbi
durumları dışlamak için tam bir tıbbi araştırma yapıldıktan
sonra koyulmalıdır. Bir nörolojik hastalığın saptanması
da KB olmayacağını göstermez. Hekim, nörolojik semptomların
psikolojik faktörlerle olan mutlak ve kritik ilişkisini
saptarken simülasyon ve temaruzu da dışlamış olmalıdır.
Birçok hastalığı taklit edebileceği için KB’nun tanısı,
tıbbi hataya neden olabilir (2, 24).
KB tanısı konurken, DSM-IV’de belirtilen tanı kriterlerinin
varlığı saptanmalıdır:
KB tanısını destekleyici ölçütler; nelerin konversiyon
belirtileri olarak kabul edilebileceğine dair geçmiş
öykü, somatizasyon bozukluğu öyküsü, sağlık kuruluşlarına
çok sık başvurma öyküsüdür. Bu tanıyı düşündürücü diğer
ölçütler ise şu şekilde sıralanabilir: i) Yakınlarında
benzer belirtileri olan bir kişinin olması. ii) Belirtilerle
uyumlu fakat gerçek hastalığın doğası ile uyumsuz olan,
hastalık hakkında kültürel olarak edinilmiş düşünceler.
iii) Belirtilerin sorun çözme ve iletişim geliştirme
değerinin bulunması (2, 12, 26).
Birçok psikiyatrik hastalıkta görülebilen fiziksel
semptomlar (panik bozuklukta titreme, çarpıntı, depresyonda
kilo kaybı gibi), çoğunlukla hasta ve hekim tarafından
kabul edilip hastalıkla ilişkilendirilebildiği halde,
KB’nun semptomları hekim tarafından hastalıkla geç ilişkilendirilir
ve rahatsızlıklarının nedeni hastaya açıklandığı zaman
hasta hekimin açıklamasına şaşırır ve inanmakta güçlük
çeker. Kendisindeki bedensel sonuçlara odaklanmışken
hekimin stres, aile içi olaylar gibi soruları sorması,
hastada hekimin olayın tanı ve çözümünden uzak olduğu
fikrini doğurabilir. Var olan hastalığını anlamayacak
kadar bilgisiz olduğunu düşündürebilir. Bu durum hastanın
hekimden hekime sürüklenmesine neden olur.
Hasta gerçekte iyi ve dürüst bir yaklaşım, hekimin
onu tam ve ciddiyetle anladığını bilmek ve her zaman
onun yanında olacağını hissetmek ister. Düzenli kontrol
vizitleriyle hastanın hekime güveni desteklenir, hasta
sağlık sorunları için yeterince hizmet aldığına ikna
olur ve tedavinin gidişi izlenmiş olur.
KB’nun akut belirtileri sağaltılabilir, fakat hastalık
davranışını değiştirmek daha zordur. Literatür ve klinik
deneyim, somatoform hastayı fiziksel hastalık durumu,
ruh sağlığı durumu, toplam sonuç ve maliyet yönlerini
içeren psikososyal perspektiften yönlendirmenin yararlarını
ortaya koymuştur (2, 26). Hekimler, hastanın tıbbi öyküsünü
kaydetme, iyi bir fiziksel muayene yapma, laboratuvar
tetkikleri planlama üzerine hassas bir eğitim almışlardır.
Hastanın semptom ve şikayetlerini değerlendirirken dikkatli
olunursa, hastanın içinde bulunduğu büyük duygusal karışıklık
hissedilip, altta yatan psikiyatrik durum sorgulanabilir.
Hastanın muayene ve laboratuvar sonuçlarına göre beklediği
açık tanı sağlanamadığı zaman hekim, hastanın yeterlilik,
motivasyon hatta dürüstlüğü konusunda bazı sorular sorma
gereği duyabilecektir. Bazı hekimler tarafından bu hastalar
başlangıçta kasıtlı, pervasız bir davranış ya da en
azından çarpıtma nedeniyle suçlu bulunabilirler. Birçok
hekim subjektif yakınmalarla objektif bulgular arasındaki
uyumsuzluğun, kişideki bir takım algılama bozulması
ya da olağan dışı inanışlardan ileri gelebileceğini
değerlendiremez. Hastaya “semptomlarının hayal ürünü
olduğunu” söylemek, uyugulamada rastlandığı şekilde
“numara yapmakla” suçlamak genellikle semptomları kötüleştirir
ve önerilmeyen bir tutumdur. Hastayla basit, anlaşılır
bil dille konuşulmalıdır. Hekimin bu hastalara gösterdiği
tıp dışı olumsuz tutumlar bazı etik sınırları zorlayabilir,
hatta suç kapsamında da değerlendirilebilir.
Hastayı ilk karşılayan hekimlerin hastayı yönlendiriş
şekillerinin, semptomların giderilmesinde, hastalığın
prognozunda, maliyetin artışında, morbiditede önemli
etkisi vardır. Yerinde tanı ve yönlendirme yapılaması
sonucunda hem maliyet artmakta, hem iş gücü kaybı olmakta,
hem de hastalığın kronikleşmesine neden olunabilmektedir.
Somatoform bozukluk gösteren kişilerin hastane harcamaları,
genel topluma göre 6 kat, ambulatuvar bakımları 14 kat
fazla bulunmuştur. Bunların %82’sinin sağlık sorunları
nedeniyle çalışmaya ara verdikleri saptanmıştır. Bu
kişilerin hekimlere baş vuruları sonucu, aile hekimlerinin
çalışma sürelerinin yarısını işgal etmektedir (27).
KB olan hastaya yaklaşımda hekimlerde, bazı genelleme
eğilimlerinin olabileceği, ancak bunlardan kurtulmanın
gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu genellemelerin aksine
histriyonik kişilik sıklığı aşırı düzeyde değildir.
KB olan hastalar semptomlarına sürekli olarak kayıtsız
(güzel aldırmazlık) değildirler. Belirtilerin doğası
ile stres etkeni arasında sembolik bir bağ gösterilemeyebilir
(26).
Acil psikiyatrik hastaların semptomlarının oldukça
şiddetli olması, bu hastaların tedaviye ve iletişime
dirençleri, hekimlerin acil psikiyatri eğitiminin yetersizliği,
hekimlerin hastaya müdahale sırasında kendi anksiyetelerini
kontrol edebilme becerileri de önemli unsurlardır.
KB’nu da içine alan sorunlarını somatize eden hastalara
yaklaşımda bazı genel kurallar önerilmektedir:
- Hastaların psikososyal bağlantılarına önem verilmesi;
hekimin hastayla görüşmesi sürecinde, hastayı yalnızca
bedensel değil, ruhsal ve toplumsal bir varlık olarak
da görmesi, onun psikososyal (özellikle hastayı olumsuz
etkileyerek sıkıntı oluşturan) yaşantısını anlamaya
çalışmalıdır.
- Hastaya yeterli zaman ayırmak, tam bir fizik muayene
yapmak ve muayene bulgularının hastaya açık ve kesin
olarak bildirmek.
- Hastalarda bulunabilecek değişik tıbbi sorunlar önem
sırasıyla ele alınmalı, bu sıralama hastayla da görüşülmeli.
- Yapılacak tetkiklere bir sınır konulmalı. Hekimin
fizik muayenesinde saptanan ve ileri tetkik gerektiren
bulgular dışında tetkik yapmak hastanın semptomlarına
yeni gerekçeler geliştirmesine neden olabilir.
- Hastanın ne zaman psikiyatriste gönderileceği belirlenmelidir.
Organik açıdan yapılabilecek bir şeyin kalmadığı ve
bilinen yaklaşımlarda bulunulmasına rağmen belirtilerin
direnç gösterdiği durumlarda hekimler, hastaları zaman
kaybetmeden psikiyatristlere yönlendirmelidirler.
- Hastaya sahte tanılar konmamalı ve hastada olmayan
hastalıklar tedavi edilmeye çalışılmamalıdır. Böyle
bir uygulama da hasta güvensizliğe neden olunacaktır.
- Hastalar yalnızca bedensel bir hastalıkları olduğunu
iddia edebilir. Hekim bir kişide ayrı ayrı hem ruhsal
hem bedensel hastalığın birlikte olabileceğini hastasına
anlatmalı ve birlikte olan hangi hastalık için hangi
tedaviyi verdiğini belirtmeli.
- Hastayla mümkünse tek hekim ilgilenmelidir. Bu hastanın
güveninin devamını sağlarken diğer taraftan da maliyet
ve zaman tasarrufu sağlayacaktır.
- Hasta tedavisinin devamı için psikiyatriste yönlendirilirken,
dürüst ve açıkça durum belirtilmelidir. Hasta bu yönlendirmeye
çeşitli yollarla karşı koyabilir, ama hekimin kararlılığı
ve hastanın uygulayacağı savunma mekanizmalarına etkili
yanıtlar vermesi sayesinde hastasını ikna edebilecektir
(25).
Hekimin erken dönemde, bir tanı koymaktan çok, hastanın
semptomlarında dereceli bir azalmayı sağlaması önemlidir.
Çünkü, hastanın ikincil kazançları konversiyon belirtilerinin
pekişmesinde ve süregitmesinde olumsuz rol oynayabilecektir.
Semptomlar azaldıktan ya da kaybolduktan sonra semptomları
yorumlamaya çalışabilir. Hastayla semptomların nedenleri
hakkında tartışmanın bir yararı yoktur. Yeterli değerlendirme
yapıldıktan sonra hastaya, semptomlarının hızla azalacağını
hatta azalmaya başladığını söyleyerek telkinde bulunmak
yararlı olabilecektir. (2, 5).
Tedavi:
KB gösteren kişiler, en iyi, yaşadıkları ortamda tedavi
edilebilirler. Psikiyatri dışı bir klinikte yatmakta
olanlar ise bulundukları serviste tedavi edilirler.
Neden olan etkenler, çevrenin ele alınması ya da öneriler
ile düzeltilebilir. Altta yatan ve saptanamayan bazı
organik hastalıklar olabileceği için, belirtileri işlevlerini
engelleyen ve hastaneden çıktıkları zaman iyileşmeyen
hastaların hastane ortamında izlemek, kronikleşen olguları
ise psikiyatri servisinde izlemek tercih edilebilir
(26).
KB’nun tedavisinde kullanılan bazı yöntemler; farmakoterapi,
hipnoz ve diğer telkin yöntemleri, davranışçı tedavi,
aile tedavisi, uzun süreli içe yönelimli psikoterapidir.
Bu hastalara oral anksiyolitik ilaç verilebilir. Yoğun
anksiyetesi nedeniyle tedavi edici iletişim kurulamadığı
durumlarda yararlıdır. Saatler, günler içinde düzelmeyen
durumlarda genellikle başka bir psikopatoloji ya da
sosyal patoloji bulunabilir. Hastanın ailesinde iç dinamiklerde
bozukluk varsa ya da aile içinde kişinin bu semptomları
kompanze ediliyorsa hastanın tam iyileşmesi mümkün olmayacaktır
(2).
Hastanın tedavisinin tek hekim tarafından yürütülmesi
önerilir. Tedaviye başlanmadan önce asıl şikayetlerin
nedenini saptamak için gerekli tetkikler düzenlenmelidir.
Yönlendirme ve ikna yöntemleri kullanılmalı, iyiye gittiğini
yinelemeli, rutin günlük işlerini yapmayı sürdürmeye
yönlendirmelidir. Deneyimli bir psikoterapistin izlemine
alınmalıdır. Hastanın hekime rahatça soru sorabileceği
ortam hazırlanmalı, sorular dürüstçe cevaplanmalıdır.
Psikodinamik yaklaşımlar, psikoanaliz ve içe yönelimli
psikoterapiyi içerir. Kısa dönem psikoterapinin açık
ve doğrudan şekilleri de yararlı olabilir (2).
KB semptomları genellikle kendiliğinden düzelir (5).
İçe yönelimli destekleyici ya da davranışsal tedavi
ile düzelme hızlandırılabilse de, kullanılan yöntemden
bağımsız olarak en önemli unsurlar, hastanın psikolojik
durumunu odaklayan, özenli bir tedavi ilişkisidir.
Aile ya da eş tedavileri, altta yatan stres faktörlerinin
azaltılması için yararlıdır (16). Özellikle KB gösteren
çocukların ailesi, altta yatan başka hastalık olmadığı,
başka ileri tanı yöntemlerinin gerekmediği konusunda
ikna edilmelidir. Ailenin takınacağı tutum ise ne cezalandırıcı
ve aşağılayıcı, ne ödüllendirici ve pekiştirici olmalıdır.
Yani nötr olmalıdır (28).
Prognoz:
Konversiyon reaksiyonları genellikle kısa sürer. Hastaların
%90’ından fazlasında semptomlar birkaç saat ya da günde
çözümlenir. Yaklaşık %75’inde uygun sağaltım ve kontrol
ile yinelemez. Ancak bir yıl içinde, stres etkeniyle
karşılaşınca 1/5 ile 1/4 arasında bir oranda yeniden
atak ortaya çıkar. Kronikleşme olasılığı vardır (2,
5, 12, 26, 27).
İyi prognozu gösteren durumlar şunlardır: hstada güçlü
kişilik, psikolojik olarak kendine yeterlilik, belirtilerin
akut başlaması, başlatıcı steresorun belirli olması,
tedaviye erken başlanması, entelektüel düzeyinin yüksek
olması, başka psikiyatrik hastalığın eşlik etmemesi,
hastanın ikincil kazançlarının fazla olmaması, çevredeki
kişilerle yaşadığı çatışmanın fazla olmaması (5).
Kaynaklar:
1- Arkonaç O. Psikiyatri Sözlüğü. Ankara: Nobel Tıp
Kitabevi, 1999.
2- Guggenheim FG, Somatoform Disorders. In: Sadok BJ,
ed. Kaplan and Sadock’s Synopsis of Psychiatry. Volume
2, 7th Edition. Philadelphia: Lippincott Williams and
Wilkins. 2000: 1504-1514.
3- Salgırtay A, Ankara üniversitesi psikiyatri kliniğine
bir yıl içinde başvuran acil hastalar üzerinde bir araştırma.
Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi, 1979.
4- Bediz AU, Aydemir Ç, Başterzi AD, Kısa C, Cebeci
S, Göka E, Konversiyon bozukluğu olan hastalara yönelik
hekim tutumları. In. 37. Ulusal Psikiyatri Kongresi,
Kongre Kitapçığı. İstanbul: 2001: 78-79.
5- Canpolat BI, Göka E, Örsel S, Özel S, Güriz O, Atasoy
N, Sociocultural aspects of emergency psychiatry in
today’s Turkey. 5 th World Congress International Association
For Emergency Psychiatry, Kongre Kitapcığı. 1998.
6- Amerikan Psikiyatri Birliği. Mental Bozuklukların
Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Dördüncü Baskı (DSM-IV).
Çeviren Köroğlu E. Ankara: Hekimler Yayın Birliği. 1994:597-641,
901-906.
7- Bowman ES, Nonepileptic seizures psychiatric framework.
Treatment and Outcome, Neurology 1999, 53 (Supply 2):84-88.
8- Dilbaz N, Bitlis V, Doğan S, Usseli I, Ergoğan S,
Konversiyon bozukluğu olan hastalarda psikiyatrik belirtiler.
Düşünen Adam 1994; 7(1-2):5-9.
9- Krumholz A, Nonepileptic Seizures: Diagnosis and
Management, Neurology. 1999;53 (Suppl 2):76-83
10- Işık E . Nevrozlar. Ankara: Kent Matbaa, 1996:299-312.
11- Çevik A. Psikonevrozlar. In: Sayıl I, ed. Ruh Sağlığı
ve Hastalıkları Ders Kitabı. Ankara: ANTIP A. Ş. Yayınları,
1996.
12- Dalton R, Forman MA, Psycosomatic Illness. In:
Behrman RE, Kliegman RM, Arvin AM eds. Nelson Textbook
of Pediatrics. USA: WB Saunders Company. 1996:942.
13- Köknal Ö. Genel ve Klinik Psikiyatri. İstanbul:
Nobel Tıp Kitabevi. 1989.
14- Merskey H. Conversion and Dissociation. In: Gelder
MG, Lopes-Ibor JJ, Andereasen N eds. New Oxford Textbook
of Psychiatry. Volume 2. New York: Oxford University
Press. 2000:1088-1098.
15- Trimble MR. Behavior and Personality Disturbances.
In: Bradley WG, Danoff RB, Fenichel GM, Marsden CD,
eds. Neurology in Clinical Practice, 3 th Edition, Vol.
1. USA: Butterworth-Heinemann. 2000:89-104.
16- Ceylan ME, Yazan B. Anksiyete bozuklukları. In:
Araştırma ve Klinik Uygulamada Biyolojik Psikiyatri.
3. Cilt. İstanbul: 2000:339-404.
17- Wilkinson IMS. Nörolojinin Temel İlkeleri. Çeviren:
Baysal Aİ. Ankara: Hekimler Yayın Birliği. 1992:4-7,
16-35.
18- Raymond DA, Maurice V, Allan HR. Principles of
Neurology. International Ed: McGraw-Hill Companies.
1993:1291-1310.
19- Foster FM, Booker HE. The Epilepsies and Convulsive
Disorders. In: Joynt RJ ed.Clinical Norology, Vol. 3,
Chap. 31. Philadelphia: JB Lippincott Comp. 1992:30-31.
20- Trimble MR, Behavior and personality disturbances
in neurology, In: Bradley WG, Danoff RB, Fenichel GM,
Marsden CD eds. Clinical Practice, 3th Edition, Vol.
1. USA: Butterworth-Heinemann. 1996: 89-104.
21- Göka E, Dönbak S. Sorunlarını bedenselleştiren
hasta (Somatizer): Tanı güçlükleri ve tedavi yaklaşımları.
Psikiyatri Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi 1993;
1(4):326-37.
22- Aydemir Ö, Psikiyatri Konsültasyonu El Kitabı.
İstanbul: Mabsan. 1999:36-37
23- Mccahill ME. Somatoform and Related Disorders:
Delivery of Diagnosis as First Step. American Family
Physician 1995, July; 52 (1):193-203.
24- Akın T, Tunca Z. Konversiyon Bozukluğu. In: Güleç
C, Köroğlu E eds. Psikiyatri Temel Kitabı. Ankara: Hekimler
Yayın Birliği. 1997: 537-344.
25- Sayıl, I. , Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ders Kitabı,
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, ANTIP A. Ş. Yayınları,
Ankara, 1996.
26- Trethowan, W., Psychiatry, Bailliére Tindall, London,
1983, 201-16.
27- Ziyalar, A., Sosyal Psikiyatri, Yüce Yayım, İstanbul,
1999, 66.
28- A Century of Psychiatry, Edited by Freeman, H.
, Harcout Publishers, London, 1999. 21, 24, 50, 100,
172.