| Amfetamin
vb
Barbütiratlar
Benzodiyazepinler
Simetidin
Klonidin
Beta-Blokerler |
Kortikosteroidler
İndometazin
Alfa-Metildopa
Oral kontraseptifler, östrojenler
Rezerpin, guanetidin
Sülfonamidler |
Genel tıbbi bir duruma bağlı duygudurum bozukluğu genel
tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik bir sonucu olduğu
yargısına varılan, belirgin ve sürekli bir duygudurum
bozukluğunun olması ile belirlidir. Önde gelen duygudurum
depresif ise, ancak majör depresif epizodun tanı ölçütleri
tam karşılanmıyorsa "depresif özellikler gösteren"
olarak; majör depresif epizodun tanı ölçütleri ("genel
tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı
değildir" kısıtlaması dışında) tam karşılanıyorsa
"majör depresif benzeri epizod"olarak tipi
belirtilir (tablo 2).
Tablo 2: Depresyon ile Bağlantılı Organik Hastalıklar
| Romatolojik
Hastalıklar
Sistemik Lupus Eritematozus
Romatoid Artirit
Kardiyak Hastalıklar
Mitral Valv Prolapsusu
Miyokard İnfarktüsü
Hipertansiyon
Endokrin Hastalıklar
Hipertiroidi
Hipotiroidi
Diabetes Mellitus
Hiperkalsemi
Cushing Sendromu
Postpartum dönem
Gastraintestinal Hastalıklar
Siroz
Pankreatit
Peptik ülser
İnflamatuar barsak hastalığı
İrritabl barsak sendromu
Ülseratif kolit
Hematolojik Hastalıklar
Anemiler
Beslenme Bozuklukları
B12, folat, niyazin, tiyamin, demir eksiklikleri |
Enfeksiyöz
Hastalıklar
Ensefalit
Hepatit
İnfluenza
Enfeksiyöz Mononükleoz
Pnömoni
Tüberküloz
AIDS
Renal Hastalıklar
Üremi
Renal transplantasyon
Neoplastik Hastalıklar
İntrakranial neoplaziler
Pankreatik neoplaziler
Lösemi
Lenfoma
Nörolojik Hastalıklar
Subdural hematom
Multipl Skleroz
Epilepsi
Parkinson Hastalığı
Diğer
Psöriyazis
Sarkoidoz
İlaçlar |
Majör depresyon tipleri:
Psikotik özellikleri olan ağır majör depresif
bozukluk: Burada hastada hezeyan ya da halüsinasyonlar
gibi psikotik belirtiler görülür. Bu psikotik belirtiler
büyük bir sıklıkla duyguduruma-uygun olmakla birlikte,
duyguduruma-uygun olmayan psikotik belirtiler de görülebilir.
Katatonik özclliklcr gösteren majör depresif
bozukluk: Hareketsizlik (katalepsi ya da stupor),
aşırı motor etkinlik (amaçsız), negativizm ya da mutizm,
istemli davranışlarda acayiplikler olması (postür alma,
kalıplaşmış yineleyici davranışlar, mannerizm ya da
grimas) ya da ekolali/ekopraksi gibi belirtilerin görülebildiği
majör depresif bozukluk türüdür.
Melankolik özellikler gösteren majör depresif
bozukluk: Hemen hiçbir şeyden zevk almama ya
da geçici olarak bile olsa kendini iyi hissetmeme ile
belirlidir. Çok ağır bir depresif duygudurumun olmasının
yanı sıra sabah erken uyanma olur, hasta sabahları kendisini
çok daha kötü hisseder (diurnal ritim), psikomotor retardasyon
ya da ajitasyon, iştahsızlık ya da kilo kaybı ve suçluluk
duyguları gibi belirtiler görülür. Majör depresif bozukluğun
somatik tedavilere iyi yanıt veren bir türüdür.
Atipik özellikler gösteren majör depresif bozukluk:
Klasik "atipik" özellikler aşırı yemek yeme
ve aşırı uyumadır. Atipik özellikler gösteren hastalık
daha erken yaşlarda başlar, daha fazla bir psikomotor
yavaşlama görülür, bu kişilere daha büyük bir sıklıkta
birlikte bir panik bozukluğu, madde kötüye kullanımı
ya da bağımlılığı ve somatizasyon bozukluğu tanısı konur.
Bu hastalarda büyük bir sıklıkta anksiyete semptomları
da görülür. Bu kişilerin depresif duygudurumlannda geçici
düzelmeler olabilir, kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye
karşı aşırı duyarlıdırlar.
Postpartum başlangıçlı majör depresif bozukluk:
Doğum yaptıktan sonraki 4 hafta içinde bir majör depresif
epizod başlarsa "postpartum başlangıçlı" belirleyicisinin
kullanılması gerekir.
Mevsimsel yapı gösteren reküren majör depresif
bozukluk: Mevsimsel yapı gösteren duygudurum
bozukluğu hipersomnia, karbonhidrat arama davranışı,
aşırı yemek yeme, kilo alma ve yorgunluk bitkinlikle
belirlidir. Burada majör depresif bozukluğun başlaması
ve remisyona girmesi ile yılın belirli bir zamanı arasında
düzenli bir ilişki vardır. Sözgelimi episodlar düzenli
olarak sonbaharda ya da kışın ortaya çıkmakta, ilkbaharda
düzelmektedir.
Ayırıcı Tanı
Hipomanik episodların varlığı bipolar II tanısı konması
gerektiğini gösterir. Manik ya da mikst epizodların
varlığı bipolar I tanısının konması gerektiğini gösterir.
Majör depresif bozukluktaki majör deprsif episodlargenel
bir tıbbi duruma bağlı duygu durum bozukluklarından
ayırt edilmelidir. Böyle bir belirleme laboratuvar bulgularına
ya da fizik muayeneye göre yapılır.
Madde kullanımının yol açtığı duygudurum bozukluğu
bir maddenin (örneğin kötüye kullanılabilen bir ilaç,
tedavi için kullanılan bir ilaç ya da bir toksin) duygurum
bozukluğu ile etyolojik olarak ilişkili olduğu yargısına
varılmasıyla majör depresif bozukluktaki majör deprsif
episodlardan ayırt edilir.
Depresif bozukluk ile majör depresif bozuluk, bozukluğun
şiddetine, kronikliğine ve süregenliğine göre ayırd
edilir. Genellikle majör depresif bozukluk kişinin olağan
işlevselliğinden ayırt edilebilen bir ya da birden çok,
birbirinden ayrı majör depresif episoddan oluşurke,n
distimik bozukluk birkaç yıldır süregelen kronik ve
daha az ağır olan depresif semptomlarla belirlidir.
Şizoafektif bozukluk, belirgin duygudurum semptomlarının
olmadığı en az iki haftalık bir sürede hezeyan ya da
halüsinasyonların bulunması ile psikotik özellikleri
olan majör depresif bozukluktan ayırt edilir. Katatonik
tip şizofreniyi katatonik özellikler gösteren majör
depresif bozukluktan ayırt etmek zor olabilir. Geçmiş
öykü ya da aile öyküsü böyle bir ayırım yapmak için
yararlı olabilir.
Yaşlı kişilerde kognitif semptomların (yönelim bozkluğu,
apati, düşüncelerini yoğunlaştırma güçlüğü, bellek kaybı..)
demansla mı yoksa majör depresif bozukluktaki majör
depresif episodlarla mı daha iyi açıklanacağını belirlemek
çoğu zaman zor olur (Tablo-3) .
Psikososyal stres kaynağına bir tepki olarak ortaya
çıkan majör depresif bozukluk, depresif duygudurum ile
giden uyum bozukluğundan, majör depresif episodun tanı
ölçütlerinin uyum bozukluğunda tam karşılanamaması ile
ayırt edilir. Sevilen birini ölümünden sonra ortaya
çıkan deprsif semptomlar, majör depresif episodun tanı
ölçütlerini karşılayacak sayıda ve sürede ortaya çıkmış
olsa bile, ili aydan daha uzun sürmedikçe ya da işlevsellikte
belirgin bir bozulma, değersizlik düşünceleriyle hastalık
derecesinde uğraşıp durma, intihar düşünceleri, psikotik
semptomlar ya da psikomotor retardasyon gibi belirtiler
olmadıkça, majör deprsif episoddan çok yas’a bağlanmalıdır.
Elem keder dönemleri insanın doğasında olan yaşantı
özellikleridir. Şidet, süre ve klinik açıdan belirgin
bir sıkıntı ve işlevsellikte bozulma tanı ölçütlerini
karşılamadıkça bu dönemlere majör depresif episod tanısı
konmamalıdır. Klinik açıdan işlevsellikte belirgin bir
bozulma ile gidiyor olmakla birlikte süre ve şiddet
açısından tanı ölçütlerini karşılamayan depresif duygudurumla
giden klinik görünümlere başka türlü adlandırılamayan
depresif bozukluk tanısı uygun olabilir.
Tablo-3 Depresyonun demanstan ayırt edilmesine
yarayan özellikler
Primer
Depresyon
|
Primer
Demans
|
| Genellikle
ailesi hastalığın farkındadır
Başlangıç zamanı belirlidir ve
daha akut başlar
Semptomlar kısa bir süredir vardır
Hızlı ilerler
Affektif bozukluk olduğuna ilişkin
aile öyküsü vardır
Kişisel Öykü
Depresyon öyküsü vardır
Hasta kognitif defisitleri olduğundan
yakınır ve yardım arar
Hasta yakınmalarını ayrıntıları
ile anlatır
Hasta kognitif defisitleri üzerinde
özellikle durur
Hasta yetersizliklerini özellikle
dile getirir
Hasta iş birliği yapmak için çok
az çaba harcar
Hasta kendini güncel tutmak için
çaba göstermez
Hasta sıkıntı içindedir
Yaygın duygulanım semptomları
vardır
İşlev bozuklğu ile uyumlu olmayan
davranışları vardır
Muayene
Güneş batması sendromu yoktur
Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu
yoktur
Sıklıkla "bilmiyorum"
yanıtını verir
Yönelim muayenesinde "bilmiyorum"
yanıtını verir
Yakın ve uzak bellek bozukluğu
eşit derecededir
Özel bir takım dönemler için anımsama
güçlüklerinin olduğu sık görülür
Glabellar refleks yoktur
Psikolojik Testler
Değişken başarı
Weschler ölçeği özel bir örüntü
vermez
Ruhsal Durum Muayenesi
Apraksi ya da agnozi yoktur
Nörolojik Testler
Beyin tomografisi normaldir |
Genellikle
ailesi hastalığın farkında değildir
Sinsi başlar, başlangıç zamanı
belirsizdir
Semptomlar uzun bir süredir vardır
Yavaş ilerler
Alzheimer hastalığı olduğuna olduğuna
ilişkin aile öyküsü vardır
Kişisel Öykü
Depresyon öyküsü yoktur
Kognitif defisitlere ilişkin herhangi
bir yakınma yoktur
Yakınmalar belli belirsizdir
Defisitler saklanır
Hasta yapabildiklerini dile getirir
Hasta yaptığı işle adeta "boğuşur"
Hasta notlarına, takvimlere vb
bağlıdır
Hasta aldırmazlık içindedir
Duygulanım oynak ve sığdır
Kognitif işlev bozukluğu ile uyumlu
davranışları vardır
Muayene
Güneş batması sendromu vardır
Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu
vardır
Sıklıkla "hedefe uzak düşen"
yanıtlar verir
Yönelim muayenesi bozuktur
Yakın bellek bozukluğu uzak bellek
bozukluğdan daha fazladır
Bellek boşlukları yoktur
Glabellar refleks vardır
Psikolojik Testler
Sürekli olarak düşük başarı
Sözel ve performans puanları arasındabüyük
fark vardır
Ruhsal Durum Muayenesi
Apraksi ya da agnozi vardır
Nörolojik Testler
Beyin tomografisindeventrikül boşluğunda
genişleme ve kortikal atrofi görülebilir |
Gidiş ve Prognoz
Majör depresif bozukluk herhangi bir yaşta başlayabilir,
ortalama başlangıç yaşı 20'li yaşların ortalarıdır.
Majör depresif epizodun semptomları genellikle günler
ya da haftalar içinde gelişir. Tam bir majör depresif
epizod başlamasından önce anksiyete semptomları ve hafif
depresif semptomlardan oluşan bir prodromal dönem haftalar
ya da aylarca sürebilir.
Majör depresif epizodun süresi de değişkendir. Tedavi
edilmeyen her epizod, hangi yaşta başlarsa başlasın,
6 ay ya da daha uzun sürer.
Olguların büyük bir çoğunluğunda semptomlar tam bir
remisyona gider ve işlevsellik hastalık öncesi döneme
döner. Olguların önemli bir kesiminde (olasılıkla %
20'siyle 30'unda) majör depresif epizodun tanı ölçütlerini
tam karşılamakta yetersiz kalan kimi depresif semptomlar
aylar ya da yıllarca sürebilir ve yetersizliklere ya
da sıkıntıya yol açabilir. Majör depresif epizodu izleyen
kısmi remisyon, sonradan ortaya çıkacak epizodların
ardından da benzeri bir klinik görünümün ortaya çıkabileceğinin
öngörülmesini sağlar.
Reküren (yineleyici) majör depresif bozukluğun gidişi
değişkendir. Tek epizod majör depresif bozukluk geçiren
kişilerin yaklaşık % 50'siyle 60'ının ikinci bir epizodunun
daha olacağı beklenebilir. İki epizod geçiren kişilerin
üçüncü bir epizod geçirme olasılıkları % 70'tir, üç
epizod geçirenlerin dördüncü bir epizod geçirme olasılıkları
% 90'dır.
Bazı kişilerde tek epizod rnajör depresif bozukluğun
başlamasından önce distimik bozukluk bulunabilir
Kronik genel tıbbi durumlar daha süregen epizodların
ortaya çıkma olasılığını arttıran bir etkendir.
Genç bir kişide rnajör depresif bozukluğun ilk epizodunun
sonunda bipolar bozukluğa dönüşüp dönüşmeyeceğini kestirmek
zordur. Ailede bipolar bozukluğun olması daha sonra
bipolar bozukluğun gelişeceğini düşündürür.
Majör depresif bozukluk yüksek mortalite ile gider.
Ağır majör depresif bozukluğu olan kişilerin yaklaşık
% 15'i intihar ederek ölür.
Majör depresif bozuklukla birlikte diğer psikiyatrik
bozukluklar da sıklıkla ortaya çıkabilmektedir (örneğin
madde kullanımı ile ilişkili bozukluklar, panik bozukluğu,
obsesif-kornpulsif bozukluk, anoreksiya nervoza, bulimia
nervoza, borderline kişilik bozukluğu).
Majör depresif bozukluk kronik genel tıbbi durumlara
eşlik edebilir. Belirli genel tıbbi durumları (örn.
diyabet, rniyokard infarktüsü, karsinomalar, inme) olan
kişilerin % 20-25'i, genel tıbbi durumun gidişi sırasında
majör depresif bozukluk geliştirecektir. Majör depresif
bozukluk varsa genel tıbbi durumun ele alınması daha
karmaşıklaşır ve prognoz daha kötü olur.
Duygudurum bozukluğu olan hastalarda psikotik özelliklerin
görülmesi genellikle prognozun kötü olacağının bir göstergesidir.
Prognozunun kötü olacağının diğer göstergeleri, epizodların
uzun sürmesi, duygudurum bozukluğuyla psikotik semptomların
geçici olarak birbirlerinden ayrı görülüyor olması ve
hastalık öncesinde toplumsal uyumun bozuk olmasıdır.
İntihar Sorunu
İntiharların yaklaşık %70'i depresyonlu ya da kronik
alkol bağımlılığı olan hastalara aittir. Yaklaşık %5'i
şizofrenik, %5'i organik ruhsal ve bedensel bozuklukları
ya da ölümcül hastalığı olan hastalardır.
İntihar riskinin yüksek olabileceğini gösteren durumlar:
-Depresyonda olan bir hastada ağır bunaltı, umutsuzluk,
çaresizlik, suçluluk duygularının olması,
-Daha önce başarısız olan intihar girişimlerinin olması,
-Hastanın ölmek isteğini belirtmesi,
-Alkol bağımlılarında iş yitimi, aileden ayrılma ve
yalnızlık durumları,
-Şizofreniklerde intihar riskini belirleyen etkenler
açık değildir. Post-psikotik depresyon, riski yükseltebilir.
İntihar riskinin yüksek olduğunu gösteren bu durumlar
varsa, bu hastanın hastane şartlarında tedavisi gereklidir.
Hekim risk göze almadan hasta tedavi edemez ve hiçbir
zaman intihara karşı kesin koruyucu önlem alamaz. Hekim,
çoğu zaman hastanın aklına getirmekten kaçındığı için,
hastaya intihar etmeyi düşünüp düşünmediğini sormaktan
çekinir fakat hem hastanın iç dünyasının anlaşılması
hem de tedavi ve gerekirse yatış planının düzgün yapılabilmesi,
gerekli önlemlerin alınabilmesi için, intiharı düşünüp
düşünmediği depresyondaki bir hastaya uygun bir biçimde
doğrudan sorulabilir. İntiharı düşünenlere, sorunun
aciliyetini ortaya çıkarabilmek amacıyla bunun için
plan yapıp yapmadığı da sorulmalıdır. İntiharın bu şekilde
sorgulanması, hastanın da bu arzusunun hastalığından
kaynaklandığını anlamasında yardımcı olacaktır. Zaten
uygun bir intihar anamnezi, hekimin bu sorgulamayı meraktan
değil de hastayı anlamak ve depresyonda bu tür arzu
ve düşüncelerin hastalığın bir belirtisi olarak çıkabileceğini
hastaya anlatabilmek amacına yönelik olmalıdır.
İntihar riski olan hastalarda, özellikle daha çok intihar
girişimlerine başvuran kadın hastalarda hekimin dikkat
etmesi gereken en önemli olgulardan birisi de, her türlü
intihar düşünce ve girişimini ciddiye alması gerektiğidir.
Çünkü intihar girişimi, eyleme döndüğünde geri dönüşsüz
bir olaydır; hiçbir intihar düşüncesi, tehdidi ve girişimi,
hafife alınmamalıdır.
Tedavi Yaklaşımları
Depresyon tedavisinde, antidepresanlar ve psikoterapi
önemli yer tutmaktadır. Birinci basamakta antidepresan
ilaç denemesinin başarısız olmasına yol açan klinik
hatalar içinde en sık yapılanı ilacın çok düşük dozda,
çok kısa süre kullanılmasıdır. Depresyon tanısı konulan
hastanın önce genel fizik durumunu, depresyonun şiddetini,
intihar tehlikesinin olup olmadığını değerlendirmek
gerekir. Hekimin vermesi gereken ilk ve en önemli karar,
ayaktan tedavinin mi, yoksa yatırarak tedavinin mi iyi
olacağıdır. Hasta yemiyor içmiyorsa, fizik durumu kötüye
gidiyorsa, konuşmuyorsa, ağır sanrıları varsa, intihar
düşünceleri ya da girişimleri olduğu anlaşılıyorsa hastaneye
yatırmak gerekebilir.
Hastaya antidepresan ilaç tedavisi başlamadan önce
fizik durumu incelenmeli, herhangi bir başka hastalık
(kalp, akciğer, mide-barsak, böbrek, hipertiroidi ve
başka endokrin sistem bozuklukları, prostat büyümesi,
glokom gibi) olup olmadığı araştırılmalıdır.
Özellikle kalp hastalığı olanlarda, dar açılı
glokomu olan hastalarda ve demans tanısı almış olan
hastalarda antikolinerjik yan etkileri olan trisiklik
antidepresanlar kullanılmamalıdır. Demansta trisiklik
antidepresanların antikolinerjik yan etkilerinin bellek
ve dikkat üzerine olumsuz etkileri olur. Yeni miyokard
enfarktüsü geçirenlerde, herhangi bir derecede kalp
bloğu olanlar da içinde olmak üzere disritmilerde antidepresan
seçilmemelidir. Trisiklik antidepresanların kardiyak
yan etkileri özellikle yaşlı hastalar için önemlidir.
Postural hipotansiyon bu hastalarda düşmelere, dolayısıyla
kırıklara yol açabilmekte; bu da yaşlı hastalar için
"sonun başlangıcı" olabilmektedir.
Antidepresan ilaçların, hastayı başlangıçta çok tedirgin
edebilecek yan etkileri vardır (ağız kuruluğu, kabızlık,
hipotansiyon gibi). Bu yan etkiler genellikle ilk 10-15
günde görülürler ve ilacın tedavi edici etkisi ise 2-3
haftadan önce pek belli olmaz. Bu bilgiler hastaya uygun
bir şekilde anlatılmalıdır. Kullanılan ilaçlar uygun
sürede ve uygun etkili dozda kullanılmalıdır. Ayrıca
ilaçların etkilerinin bireyden bireye farklılıklar gösterebileceği
bilinmelidir (tablo 4).
Tablo 4: Psikotörapetik İlaçların Potansiyel
Yan Etkileri ve İlgili Nörotransmitter Sistemler
| Antidopaminerjik
Endokrin disfonk.
Hiperprolaktinemi Menstrual disfonk.
Seksüel disfonk.
Hareket bozuklukları
Akatizi
Distoni
Parkinsonizm
Tardiv diskinezi
Antiadrenerjik (öz.
alfa 1)
Baş dönmesi
Postural hipotansiyon
Refleks taşikardi |
Antihistaminik
Hipotansiyon
Sedasyon
Kilo alımı
Çeşitli nörotransmitter
sistemler
Agranulositoz
Alerjik reaksiyonlar
Anoreksi
Kardiyak ileti anomalileri
Bulantı kusma
Nöbet |
Sitokrom P450 enzim sisteminin aktivitesindeki değişiklikler
psikotroplar da dahil çoğu ilacın oksidatif metabolizmasıyla
ilgili enzimlerdir. Bazı maddeler bu sistemi indükleyebilir
ve bu enzimlerin substratlarının klerensini arttırabilir.
Örneğin alkol, poliaromatik hidrokarbon içeren sigara,
barbitüratlar ve antikonvulzanlar sistemi indükler.
SSRI lar bu sistemi inhibe eder ve birlikte verilen
maddenin metabolizasyonunu azaltarak toksisiteye yol
açacak şekilde potansiyel problemler ortaya çıkarır.
Siroz, viral enfeksiyon gibi direk ya da kalp yetmezliği
gibi indirek olarak hepatik fonksiyonların değiştiği
durumlarda ilaç metabolizması oranı da değişecektir.
Artmış ilaç konsantrasyonu nedeniyle toksisite oluşur
(Trisiklik ilaç konsantrasyonunun artması nedeniyle
kardiyak aritmi oluşması gibi).
İlaç kombinasyonları artan bir sıklıkla, etkinliği
arttırmak (lityum ile antidepresan) ya da bir ilacın
yan etkisinin tersi etkisinden (antiparkinson ajan ile
nöroleptik) yararlanmak için kullanılmaktadır. Neyse
ki hayatı tehlikeye sokan, ciddi mortalite ve morbiditeye
yol açan ilaç etkileşimleri çok sayıda değildir. Yaşlıların
çok sayıda ilaç kullandığı, SSS sedasyonuna duyarlılıkları
ve doktor doktor gezme eğilimleri göz önüne alındığında
ilaç etkileşimlerinin yan etkileri açısından büyük risk
altındadırlar.
Beyaz ırkın %5 –10 ununda CYP 2D6 nın genetik ekspresyonunda
otozomal resesif defekt söz konusudur. Böylece ilaç
inhibisyonu ya da genetik polimorfizm, bazı trisiklik
ajanlarda olduğu gibi ilaç konsantrasyonunda toksik
artışlara yol açabilmektedir. Fluvoksamin CYP 1A2 enzimini
inhibe eder ve teofilin ile birlikte verildiğinde iki
kat artar.
Fluvoksamin, fluoksetin ve sertralin gibi inhibitörler
ve bu izoenzimlerin substratları (diyazepam, klomipramin)
verildiğinde önemli potansiyel etkileşimler görülür.
CYP 3A4 muhtemelen en önemli izoenzimdir. CYP 450 nin
%60 ını oluşturur. CYP 3A4 ün potent inhibitörleri (nefadozon,
fluvoksamin, norfluoksetin-fluoksetin, paroksetin, sertralin)
nonsedatize edici antihistaminiklerle (tefenadin, astemizol)
kombine edildiğinde potansiyel kardiyotoksik etki oluşur.
Ancak loratadin (claritin), sitrizin (zyrtec) ile kombinasyonda
bu yan etki görülmez. Bu yan etki birden fazla CYP 3A4
inhibitörü kullanıldığında ya da tek başına yüksek dozda
kullanıldığında görülen tek yan etkidir. Antidepresanlar
ve antipsikotik ilaçlar fluoksetin ve paroksetinle dikkatle
kullanılmalıdır. Tip 1C antiaritmik ilaçlar bu SSRI
lar ile kullanılmamalıdır.
Fluvoksamin, nefazodon ve fluoksetin terfenadin, triazolam
gibi bazı benzodiyazepinler, astemizol ve karbamazepin
ile dikkatli kullanılmalıdır.
Fluvoksamin, teofilin ya da klozapin alan hastaya verilmemelidir.
Fluoksetin ile fenitoin, sertralin ile tolbutamid,
fluvoksamin ile warfarin kombinasyonları dikkatli kullanılmalıdır.
Fluoksetin kesildikten sonra bile kandaki metaboliti
olan norfluoksetinin uzun yarılanma ömrü nedeniyle haftalar
boyunca ters etkileşimde bulunabilecek ilaçlar verilmemelidir.
MAOI ile birlikte SSRI verilmesi mortalite ve morbiditeyi
arttırmakta, seratonin sendromu denilen konfüzyon, hiperrefleksi,
diyaforez, kardiyovasküler etkilenme gözlenmektedir.
Sık Karşılaşılan Yan Etkilerin Tedavisi
Hangi ilacın yaptığına bakılmaksızın benzer yan etkiler
benzer şekilde tedavi edilir.
Ağız Kuruluğu Muskarinik asetil kolin
reseptörlerinin blokajı nedeniyle oluşur. Şekersiz sakız
çiğnenerek bu sorun çözülebilir. Bazı klinisyenler kolinerjik
agonist olan %1’lik pilokarpin solusyonu ile günde üç
kez ağız çalkalanmasını önermektedirler. Diğer klinisyenler
diğer bir kolinerjik agonist olan 10- 30 mg betanekol
tablet günde bir iki kez önermekteler. 10 mg ile başlayıp
dozu yavaşça arttırmak daha uygundur. Betanekol gibi
kolinomimetik ilaçların yan etkileri tremor, diyare,
abdominal kramplar, göz sulanmasında artıştır.
Bulanık Görme Muskarinik asetil kolin
reseptörlerinin blokajı midriyasis ve siklopleji yaparak
prespiyopiye (yakın görmede bulanıklık) yol açar. Kolinomimetk
göz damlası kullanılarak sorun çözülebilir. %1’lik pilokarpin
solusyonu günde dört kez kullanılabilir.
Uriner Retansiyon Antikolinerjik aktivite
üriner retansiyon yaparak artmış üriner sistem enfeksiyonuna
sebep olabilir. Yaşlı hastalarda prostat bezinin büyümesi
bu yan etkinin risklrini arttırır. Betanekol 10- 30
mg günde üç dört kez genellikle etkilidir.
Kabızlık Antikolinerjik aktivite nedeniyle
oluşan bu yan etki için psyllium gibi kitle oluşturan
laksatiflerle öncelikle tedavi denenmelidir. Tedavi
başarısız olursa magnezi sütü gibi katartik laksatifler
denenebilir. Ancak bu tedavi zaman içinde etkinliğini
yitirebilir. Betanekol 10- 30 mg günde üç dört kez kullanılabilir.
Ortostatik Hipotansiyon Alfa-1 adrenerjik
reseptör blokajı ile oluşur. Özellikle yaşlı hastaları
bu yan etkiden haberdar etmelidir; düşme sonrası kalça
kırıkları oluşma riski psikotropik ilaç alanlarda artmıştır.
Hasta ani hareketlerden kaçınmalıdır. Venöz göllenmeyi
azaltmak için sıkı çorap denenmelidir.
Seksüel Disfonksiyon Azalmış libido,
ejekülasyon ve ereksiyon bozuklukları, kadında orgazm
inhibisyonu hastalıkla ilgili olabilse de tedavi sonrası
başlamışsa tedavi edilmelidir. Neostigmin 7.5- 15 mg
oral cinsel birleşmeden 30 dakika önce oral olarak alındığında
azalmış ejekülasyonu düzeltebilir. Düzenli olarak verilen
betanekol ya da yohimbin bozulmuş erektil disfonksiyonu
düzeltebilir. Ciproheptadin 4 mg her sabah kadında inhibe
olmuş orgazmı, ya da seratonerjik ilaçlara sekonder
oluşmuş erkekte inhibe olmuş orgazmı tedavi etmek amacıyla
4-8 mg seksüel aktiviteden 1- 2 saat önce verilebilir.
Sildenfinil kadın ve erkekte yararlı olabilir. Bu yan
etki hasta tarafından kabul edilemiyorsa ilaç değişikliği
düşünülebilir.
Kilo Artışı Sıvı retansiyonu ve artmış
kalorik alım, azalmış egzersiz ya da değişen metabolizma
nedeniyle oluşur. Ödem, etkilenen bölgenin elevasyonu
ya da tiazid diüretikleri verilerek tedavi edilebilir.
Hasta lityum ya da kardiyak ilaçlar alıyorsa klinisyen
kan konsantrasyonlarını, kan biyokimyasını, vital bulguları
yakından izlemelidir. Yağ ve karbonhidrat azaltılmalı
ve düzenli egzersiz önerilmelidir.
Türkiye'de depresyon tedavisinde en sık kullanılan
ilaçlar şunlardır:
1) Trisiklik antidepresanlar:
İmipramin (ortalama doz: 150-200 mg)
Amitriptilin (ortalama doz 150-250 mg)
Klomipramin (ortalama doz: 150-200 mg)
Opipramol (ortalama doz 150-200 mg)
(Trisiklik antidepresanlar, başta antikolinerjik ve
kardiyotoksik olmak üzere, birçok ciddi yan etki riskini
taşırlar. Bu ilaçların verilmesi sırasında hem yan etkilerin
gözlenmesi hem de uygun tedavi edici dozun düzgün saptanabilmesi
açısından doz ayarlaması gerekmektedir. Doz ayarlaması,
genellikle 25 mg imipramin eşdeğeri ilaçtan başlanarak
üç günde bir yine aynı dozda arttırılarak yapılır. En
düşük yan etkili ve en etkin tedavi edici doz bu yolla
bulunmaya çalışılır.
Hem yan etkiler hem de kullanım güçlükleri açısından
bu grup ilaçlar, çok riskli ilaçlar oldukları halde,
ülkemizde hala çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar
ve üstelik kullanımda çoğu kere sorunlar olmaktadır.
Örneğin trisiklik ilaçların kullanılmasında en riskli
grubu oluşturan kalp hastalarına uyku ve sıkıntıları
için günde tek doz opipramol verilmesi ülkemizdeki en
sık görülen hatalı uygulamalardandır. Zira bu ilaçlar,
her sıkıntısı olan ve uyku problemi olan kimselere değil
depresyon tanısı konan hastalara verilirler; tek doz
ilaç etkin tedavi dozu değildir ve üstelik kalp hastaları
açısından ortada ciddi bir risk vardır. )
2) Trisiklik olmayan antidepresanlar:
a- Tetrasiklik ve başka yeni kuşak antidepresanlar
Mianserin (ortalama doz: 60-120 mg)
Trazodon (ortalama doz: 200-300 mg)
Amineptin (ortalama doz: 200 mg)
b-Seratonin geri alım inhibitörleri (SSRI)
Fluoksetin (ortalama doz: 20-40 mg)
Fluvoksamin (ortalama doz: 150-200 mg)
Sertralin (ortalama doz: 50 mg)
Citalopiram (ortalam doz: 20-40 mg)
c-Reversible MAO inhibitörleri (ülkemizde kullanımı
sırasında oldukça ciddi yan etkiler çıkan ve dikkat
edilmesi gereken hususlar bulunan klasik Mao inhibitörleri
bulunmamaktadır)
Moklobemid (ortalama doz: 450-600 mg)
d-Seratonin-Norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)
Venlafaxine (ortalama doz 75-225 mg)
e-Mirtazepin
Remeron (ortalama doz 30-60 mg)
f-Nefazodon
Serzone (ortalama doz 400 mg)
Eğer hasta uygun dozda ilacı düzenli olarak kullanıyorsa
ve 4-6 hafta içinde bir etki görülmezse ya başka bir
grup ilaca geçilir ya da EKT uygulanır. Tedaviye dirençli
hastalarda antidepresan ilaca ek olarak lityum verilebilir.
Ayrıca yaşlı hastalarda antikolinerjik ve kardiyotoksik
etkileri olabilen trisiklik ilaçlar yerine trisiklik
olmayanlar tercih edilir.
Elektrokonvülsif terapi (EKT); intihar riski bulunan,
yemeyen-içmeyen, sanrılı, psikotik hastalarda gereklidir.
Lityum ise koruyucu tedavide kullanılır. Korunma amacı
için uygun olan düzey 0,60-0,90 mEq/L'dir.
Ayrıca her türlü ruhsal bozuklukta olduğu gibi depresyonda
da psikoterapötik yaklaşım önemlidir.
Birinci basamak hekiminin, depresif hastayı
psikiyatriste sevk etmesi gereken durumlar ise şunlardır: