Panik bozukluğu tekrarlayan panik
ataklarla giden ve atakların sıklık ve şiddetinin dönem
dönem değiştiği kronik seyirli bir hastalıktır. Panik
ataklar beklenmedik bir anda ve yerde ani olarak gelişen,
10 dakika içinde en yüksek seviyesine ulaşan yoğun bir
korku ve rahatsızlık hissiyle karakterizedir. Panik
atak sırasında görülen belirtiler tablo-1’de sıralanmıştır.
Bunlardan en az dördünün atak sırasında görülmesi gerekir.
Panik atakların sıklığı günde birkaç ataktan yılda 4-5
atağa kadar geniş bir aralıkta seyreder.
Panik ataklar genellikle bir saatten az sürer, çoğunlukla
yarım saat içinde sonlanır. Bu süre içinde hastalar
delireceklerini, öleceklerini, kalp krizi geçireceklerini
ya da kontrolü kaybedeceklerini düşünerek sık sık acil
servislere başvururlar. Yapılan değerlendirmeler sonucunda
fiziksel bir hastalıklarının olmadığının anlaşılması
genellikle hastaları rahatlatmaz ve gözden kaçan ciddi
bir hastalıklarının olduğunu düşünürler. Panik atakların
tekrarlamasıyla hastalar birçok doktora başvurur ve
çeşitli tıbbi incelemelerden geçerler; fiziksel, ruhsal
ve sosyal yönden yıpranırlar, iş ve aile hayatları bozulur,
ekonomik güçlüklerle karşılaşırlar. Ayrıca artmış sağlık
servislerinin ve acil polikliniklerinin kullanımına
neden olurlar.
Tablo 1. Panik Atak Sırasında Görülen Belirtiler
(1) çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da
kalp hızında artma olması
(2) terleme
(3) titreme ya da sarsılma
(4) nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
(5) soluğun kesilmesi
(6) göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
(7) bulantı ya da karın ağrısı
(8) baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya
da bayılacakmış gibi olma
(9) derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da
depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
(10) kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
(11) ölüm korkusu
(12) paresteziler (uyuşma ve karıncalanma duyumları)
(13) üşüme, ürperme ya da ateş basmaları |
DSM-IV ’e göre panik bozukluğu tanı kriterleri tablo-2’de
gösterilmiştir.
Panik bozukluğu hastaları zaman içinde panik atağın
yeniden olacağı düşüncesiyle korkulu bir beklenti içine
girerler. Bunun sonucunda evden dışarı çıkamama; evde
yalnız kalamama; kalabalık yerlerden kaçınma; otobüse,
trene, asansöre binememe gibi kaçınma davranışları sergilerler.
DSM-IV ‘te bu durum agorafobi olarak tanımlanmaktadır.
Panik bozukluğu tanısı agorafobi ile birlikte olup olmamasına
göre ikiye ayrılır. Panik bozukluğunda agorafobi görülme
sıklığı 1/3 – 1/2 civarındadır.
Tablo 2. Panik Bozukluk İçin Tanı Kriterleri
| A. Aşağıdakilerden hem (1), hem de (2) vardır:
(1) yineleyen beklenmedik Panik Atakları
(2) ataklardan en az birini, 1 ay süreyle (ya
da daha uzun bir süre) aşağıdakilerden biri ya
da daha fazlası izler:
a) başka atakların da olacağına ilişkin sürekli
bir kaygı
b) atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla
(örn. kontrolünü kaybetme, kalp krizi geçirme,
“çıldırma”) ilgili olarak üzüntü duyma
c) ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış
değişikliği gösterme
B. Agorafobinin olması veya olmaması
C. Panik atakları bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen
bir ilaç, tedavi içi kullanılan bir ilaç) ya da
genel tıbbi bir durumun (örn. hipertiroidizm)
doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.
D. Panik Atakları, Sosyal Fobi (örn. korkulan
toplumsal durumlarla karşılaşma üzerine ortaya
çıkan), Özgül Fobi (örn. özgül bir fobik durumla
karşılaşma), Obsesif-Kompulsif Bozukluk (örn.
bulaşma üzerine obsesyonu olan birinin kir ve
pislikle karşılaşması), Travma Sonrası Stres Bozukluğu
(örn. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlara
tepki olarak) ya da Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu
(örn. evden ya da yakın akrabalarından uzak kalmaya
tepki olarak) gibi başka bir mental bozuklukla
daha iyi açıklanamaz. |
Panik bozukluğunda ailevi yatkınlık vardır. Birinci
dereceden akrabasında panik bozukluğu bulunan bir kişide
bu hastalığın görülme sıklığı 5 kat artmıştır. Kadınlarda
erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Geç adölesan-erken
erişkinlik dönemi en sık görüldüğü dönemdir. Panik bozukluğu
ile diğer psikiyatrik hastalıkların birlikteliği oldukça
sıktır. Bunların başında depresyon ve diğer anksiyete
bozuklukları gelir. Bazı panik bozukluğu hastaları sıkıntılarını
alkol kullanarak gidermeye çalıştıkları için zamanla
alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkolizm genel popülasyona
göre daha sık görülür.
Panik bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.
Ancak genellikle uzun bir tedavi gerektirir. Tedavide
ilaçlar ve psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır.
Epidemiyoloji ve Etyoloji
Panik bozukluğunun hayat boyu görülme sıklığı %1,5
dir. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülür.
Tipik olarak ilk atağın görülme yaşı, geç adölesan dönemi
ile otuzlu yaşlar arasıdır.
Panik bozukluğunun etyolojisi kesin değildir. Nörobiyolojik
ve psikolojik teoriler vardır.
Panik atağın laboratuvar ortamında kafein, karbondioksit,
sodyumlaktat, yohimbin gibi maddeler kullanılarak oluşturulabilmesi;
panik bozukluğunda genetik yatkınlığın olması; beyindeki
kimyasal sistemler üzerinden etki gösteren ilaçların
tedavide kullanılması biyolojik teorinin dayandığı temellerdir.
Norepinefrin, seratonin ve GABA ’nın etyolojide önemli
oldukları düşünülmektedir.
Klinik Görünüm
Hastalık beklenmedik bir anda ani başlayan çarpıntı,
titreme, terleme, göğüste ağrı veya rahatsızlık, bulantı,
başdönmesi, bayılacakmış gibi olma, karıncalanma, uyuşma,
üşüme, sıcak basması gibi belirtilerle giden panik ataklardan
oluşur. Atak sırasında hastalar yoğun bir korku ve kontrolü
kaybedecekleri, kalp krizi geçirecekleri, ölecekleri,
delirecekleri düşünceleriyle genellikle atağın olduğu
yerden kaçmak isterler. Ataklar hızlı başlar ve genellikle
yarım saat içinde sonlanır.
Tanı
Klinisyenin öncelikle atağa sebep olabilecek tıbbi
durumları araştırması ve atağa sebep olabilecek fiziksel
bir patolojinin olmadığını göstermesi gerekir. Doğru
tanı koyabilmek için ayrıntılı fizik muayene, ruhsal
muayene yapılmalı, nörolojik, endokrin, kalp ve solunum
sistemi hastalıkları araştırılmalıdır.
Ayırıcı Tanı
Panik atak panik bozukluğunun ana unsuru olsa da varlığı
panik bozukluğu tanısı için yeterli değildir. Çünkü
panik ataklar birçok organik hastalıkta ve diğer anksiyete
bozukluklarında da görülebilir. Panik atak hipertroidi,
kardiak aritmiler, mitral valv prolapsusu, feokramositoma,
hipoglisemi, hipoparatroidi, epilepsi gibi bazı organik
hastalıklarda; santral sinir sistemi uyarıcıları (kafein,kokain
...) kullanımında; santral sinir sistemi depresanlarının
(alkol, barbüteratlar...) yoksunluk dönemlerinde görülebilir.
Bu durumlarda panik bozukluğu tanısı konamaz.
Organik nedenlerden başka panik atak neredeyse tüm
anksiyete bozukluklarında görülmektedir. Örneğin sosyal
fobisi olan bir kişide, iş görüşmesi öncesi panik atak
olması veya bulaşma obsesyonları olan bir obsesif kompulsif
bozukluk hastasında kirle temas ile panik atak olması,
köpek fobisi olan bir kişinin köpek görünce panik atak
geçirmesi, posttravmatik stres bozukluğu olan bir kişinin
yaşadığı travmaya benzer bir durumla karşılaşınca panik
atak yaşaması gibi.
Panik bozukluğunda görülen panik atak ise hiç bir uyarana
bağlı değildir; beklenmedik bir anda, kendiliğinden
oluşur. Fakat agorafobi geliştikten sonra tetikleyici
faktörlerle de oluşabilmektedir.
Tanıyı karmaşıklaştıran diğer bir önemli nokta ise
birden fazla psikiyatrik hastalığın eşzamanlı görülmesidir.
Hastaların 2/3 ’ünde panik bozukluğuna eşlik eden bir
başka psikiyatrik hastalık daha bulunur. Bunlar başlıca
anksiyete bozukluğu ve depresyondur.
Panik bozukluğu hastalarının ¼ ’ünde depresif bozukluk
görülmektedir. Bu major depresyondan çok distimi şeklindedir.
Ayrıca panik bozukluğu hastalarının büyük bir kısmı
depresif bozukluk tanı kriterlerini sağlamasa da birçok
depresif semptomdan şikayet eder. Depresyonla birlikte
görülen panik bozukluğu daha ciddi seyretmektedir.
Ayrıca panik bozukluğunda %20 oranında sosyal fobi
görülmektedir.
Tedavi
Panik bozukluğu tedavisinde farmokoterapi ve psikoterapi
yöntemleri kullanılmaktadır. Tedavi süresi ortalama
1 yıldır.
Farmakolojik Tedavi
Benzodiozepinlerin etkilerinin hızlı başlaması ve kısa
süreli etkilerinin iyi olması yanında, bağımlılık riski
taşımaları, bellek problemlerine yol açmaları ve uzun
dönemde sonuçlarının iyi olmaması günceliklerini yitirmelerine
neden olmuştur.
Günümüzde SSRI ’lar başta olmak üzere trisiklik antidepresanlar
ve MAO inhibitörleri panik bozukluğu tedavisinde kullanılmaktadır.
Panik Bozukluğu Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
Ajanlar |
Başlangıç dozu
(mg) |
Günlük doz
(mg) |
Maksimum doz
(mg) |
imipramin |
25
|
50-100
|
150
|
fenelzin
|
15 |
30-90 |
90
|
fluoksetin
|
10 |
20 - 40
|
60
|
paroksetin
|
10 |
20 - 40
|
60
|
sertralin
|
25 |
25 -150
|
200
|
alprazolam
|
0.25 – 0.5
|
1.5 - 4
|
6
|
klonazepam
|
0.25 – 0.5
|
1.5 - 4
|
6
|
Antidepresan ilaçlara bağlı olarak tedavinin ilk dönemlerinde
çarpıntı, sinirlilik, uykusuzluk, terleme, titreme gibi
geçici anksiyete bulguları ortaya çıkabilir. Bu sebeple,
antidepresan ilaçlarla yapılan tedaviye, standart antidepresan
dozlarından daha düşük dozlarla başlanmalı ve doz yavaş
yavaş artırılmalıdır. Bazı görüşlere göre, hastalar
atak belirtilerine benzeyen bu semptomlara aldıkları
ilaçların neden olduğunu düşünerek anksiyeteyi daha
rahat atlatabilmektedirler.
Psikolojik Tedavi
Psikoterapide en iyi sonuçlar bilişsel davranış tedavisiyle
alınmıştır. Bilişsel davranış tedavi programları psikoeğitim,
rahatlama, hiperventilasyon (aşırı soluk alıp verme)
kontrolü, in vivo yüzleştirme (kaçınma davranışları
ile yüzleştirme), introseptif yüzleştirme (korkulan
panik hisleri ile yüzleştirme) ve bilişsel tedaviyi
birleştirmektedir.
Psikoeğitim ile hastalar, hastalık hakkında bilgilendirilir
ve hastaların atak sırasında ölecekleri, delirecekleri
gibi veya bunların sebebinin gözden kaçan ciddi bir
hastalık olduğu gibi endişeleri ve yanlış inançları
çürütülür.
Panik atak sırasında hastalar aşırı derecede soluk
alıp vermeye başlarlar; artmış solunum hızı göğüs ağrısı,
nefes darlığı, uyuşma gibi atak belirtilerini daha çok
arttırır. Tüm bunlar hastada kontrolünü kaybetme korkusuna
yol açar. Solunum kontrolü eğitimi ile hastanın, panik
atağın bedensel özelliklerine karşı kontrol sağlamasına
yardım edilir.
Rahatlama eğitiminde hastaların vücutları üzerinde
kontrol kazanmalarını sağlayan kas egzersizleri öğretilir.
Yüzleştirme bilişsel davranışçı tedavinin son elemanıdır.
Hasta paniğe yol açan iç ve dış uyaranlarla yüzleştirilir.
Tekrar tekrar atakla yüzleşen hastalar uygun başa çıkma
mekanizmaları geliştirmeyi öğrenirler, bu arada terapist
hastaya panik atağa yol açan durumlarla başa çıkma yöntemlerini
kullanma konusunda rehberlik eder. Bilişsel tedavi ise
panik belirtilerin hasta tarafından kötüye yorumlanmasının
engellenmesine odaklanmaktadır.
Farmakolojik tedavi ile psikolojik tedavinin birlikte
kullanılmasıyla daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
Erken Tanı
Panik bozukluğunun önlenmesi henüz mümkün görülmemektedir.
Panik ataklarda bedensel belirtiler ön planda olduğu
için başlangıçta hastalar acil servislere, kardiyoloji
ve diğer dahiliye bölümlerine defalarca başvurmaktadır
bunlar hasta ve sağlık hizmetleri açısından yüklü bir
maliyete sebep olmaktadır. Klinisyen panik bozukluğunun
semptomlarının erken farkına varıp hastalık tablosu
ilerlemeden tedaviye başlamalıdır.
Sonuç
Panik bozukluğu oldukça sık görülen bir psikiyatrik
hastalıktır. Panik bozukluğunun şiddetli oluşu ve kronik
doğası hayat kalitesini belirgin olarak azaltmaktadır.
Bununla birlikte etkin tedavi yöntemleri bulunmaktadır.
Farmakolojik ve psikolojik tedavi yöntemleri ayrı ayrı
veya birlikte kullanılabilir. Tedaviden en büyük faydayı
tedaviye uyum sağlayan hastalar elde etmektedir, ancak
panik bozukluğunun tekrarlama olasılığının bulunduğu
unutulmamalıdır