HEKİMLER İÇİN
Panik Bozukluğunda Tanı ve Tedavi

Doç. Dr. Erol GÖKA

Panik bozukluğu tekrarlayan panik ataklarla giden ve atakların sıklık ve şiddetinin dönem dönem değiştiği kronik seyirli bir hastalıktır. Panik ataklar beklenmedik bir anda ve yerde ani olarak gelişen, 10 dakika içinde en yüksek seviyesine ulaşan yoğun bir korku ve rahatsızlık hissiyle karakterizedir. Panik atak sırasında görülen belirtiler tablo-1’de sıralanmıştır. Bunlardan en az dördünün atak sırasında görülmesi gerekir. Panik atakların sıklığı günde birkaç ataktan yılda 4-5 atağa kadar geniş bir aralıkta seyreder.

Panik ataklar genellikle bir saatten az sürer, çoğunlukla yarım saat içinde sonlanır. Bu süre içinde hastalar delireceklerini, öleceklerini, kalp krizi geçireceklerini ya da kontrolü kaybedeceklerini düşünerek sık sık acil servislere başvururlar. Yapılan değerlendirmeler sonucunda fiziksel bir hastalıklarının olmadığının anlaşılması genellikle hastaları rahatlatmaz ve gözden kaçan ciddi bir hastalıklarının olduğunu düşünürler. Panik atakların tekrarlamasıyla hastalar birçok doktora başvurur ve çeşitli tıbbi incelemelerden geçerler; fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden yıpranırlar, iş ve aile hayatları bozulur, ekonomik güçlüklerle karşılaşırlar. Ayrıca artmış sağlık servislerinin ve acil polikliniklerinin kullanımına neden olurlar.

Tablo 1. Panik Atak Sırasında Görülen Belirtiler

(1) çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
(2) terleme
(3) titreme ya da sarsılma
(4) nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
(5) soluğun kesilmesi
(6) göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
(7) bulantı ya da karın ağrısı
(8) baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
(9) derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
(10) kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
(11) ölüm korkusu
(12) paresteziler (uyuşma ve karıncalanma duyumları)
(13) üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

DSM-IV ’e göre panik bozukluğu tanı kriterleri tablo-2’de gösterilmiştir.

Panik bozukluğu hastaları zaman içinde panik atağın yeniden olacağı düşüncesiyle korkulu bir beklenti içine girerler. Bunun sonucunda evden dışarı çıkamama; evde yalnız kalamama; kalabalık yerlerden kaçınma; otobüse, trene, asansöre binememe gibi kaçınma davranışları sergilerler. DSM-IV ‘te bu durum agorafobi olarak tanımlanmaktadır. Panik bozukluğu tanısı agorafobi ile birlikte olup olmamasına göre ikiye ayrılır. Panik bozukluğunda agorafobi görülme sıklığı 1/3 – 1/2 civarındadır.

Tablo 2. Panik Bozukluk İçin Tanı Kriterleri

A. Aşağıdakilerden hem (1), hem de (2) vardır:

(1) yineleyen beklenmedik Panik Atakları

(2) ataklardan en az birini, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre) aşağıdakilerden biri ya da daha fazlası izler:
a) başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı
b) atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla (örn. kontrolünü kaybetme, kalp krizi geçirme, “çıldırma”) ilgili olarak üzüntü duyma
c) ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme

B. Agorafobinin olması veya olmaması

C. Panik atakları bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi içi kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

D. Panik Atakları, Sosyal Fobi (örn. korkulan toplumsal durumlarla karşılaşma üzerine ortaya çıkan), Özgül Fobi (örn. özgül bir fobik durumla karşılaşma), Obsesif-Kompulsif Bozukluk (örn. bulaşma üzerine obsesyonu olan birinin kir ve pislikle karşılaşması), Travma Sonrası Stres Bozukluğu (örn. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlara tepki olarak) ya da Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (örn. evden ya da yakın akrabalarından uzak kalmaya tepki olarak) gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

Panik bozukluğunda ailevi yatkınlık vardır. Birinci dereceden akrabasında panik bozukluğu bulunan bir kişide bu hastalığın görülme sıklığı 5 kat artmıştır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Geç adölesan-erken erişkinlik dönemi en sık görüldüğü dönemdir. Panik bozukluğu ile diğer psikiyatrik hastalıkların birlikteliği oldukça sıktır. Bunların başında depresyon ve diğer anksiyete bozuklukları gelir. Bazı panik bozukluğu hastaları sıkıntılarını alkol kullanarak gidermeye çalıştıkları için zamanla alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkolizm genel popülasyona göre daha sık görülür.

Panik bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak genellikle uzun bir tedavi gerektirir. Tedavide ilaçlar ve psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır.

Epidemiyoloji ve Etyoloji

Panik bozukluğunun hayat boyu görülme sıklığı %1,5 dir. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülür. Tipik olarak ilk atağın görülme yaşı, geç adölesan dönemi ile otuzlu yaşlar arasıdır.

Panik bozukluğunun etyolojisi kesin değildir. Nörobiyolojik ve psikolojik teoriler vardır.

Panik atağın laboratuvar ortamında kafein, karbondioksit, sodyumlaktat, yohimbin gibi maddeler kullanılarak oluşturulabilmesi; panik bozukluğunda genetik yatkınlığın olması; beyindeki kimyasal sistemler üzerinden etki gösteren ilaçların tedavide kullanılması biyolojik teorinin dayandığı temellerdir.

Norepinefrin, seratonin ve GABA ’nın etyolojide önemli oldukları düşünülmektedir.

Klinik Görünüm

Hastalık beklenmedik bir anda ani başlayan çarpıntı, titreme, terleme, göğüste ağrı veya rahatsızlık, bulantı, başdönmesi, bayılacakmış gibi olma, karıncalanma, uyuşma, üşüme, sıcak basması gibi belirtilerle giden panik ataklardan oluşur. Atak sırasında hastalar yoğun bir korku ve kontrolü kaybedecekleri, kalp krizi geçirecekleri, ölecekleri, delirecekleri düşünceleriyle genellikle atağın olduğu yerden kaçmak isterler. Ataklar hızlı başlar ve genellikle yarım saat içinde sonlanır.

Tanı

Klinisyenin öncelikle atağa sebep olabilecek tıbbi durumları araştırması ve atağa sebep olabilecek fiziksel bir patolojinin olmadığını göstermesi gerekir. Doğru tanı koyabilmek için ayrıntılı fizik muayene, ruhsal muayene yapılmalı, nörolojik, endokrin, kalp ve solunum sistemi hastalıkları araştırılmalıdır.

Ayırıcı Tanı

Panik atak panik bozukluğunun ana unsuru olsa da varlığı panik bozukluğu tanısı için yeterli değildir. Çünkü panik ataklar birçok organik hastalıkta ve diğer anksiyete bozukluklarında da görülebilir. Panik atak hipertroidi, kardiak aritmiler, mitral valv prolapsusu, feokramositoma, hipoglisemi, hipoparatroidi, epilepsi gibi bazı organik hastalıklarda; santral sinir sistemi uyarıcıları (kafein,kokain ...) kullanımında; santral sinir sistemi depresanlarının (alkol, barbüteratlar...) yoksunluk dönemlerinde görülebilir. Bu durumlarda panik bozukluğu tanısı konamaz.

Organik nedenlerden başka panik atak neredeyse tüm anksiyete bozukluklarında görülmektedir. Örneğin sosyal fobisi olan bir kişide, iş görüşmesi öncesi panik atak olması veya bulaşma obsesyonları olan bir obsesif kompulsif bozukluk hastasında kirle temas ile panik atak olması, köpek fobisi olan bir kişinin köpek görünce panik atak geçirmesi, posttravmatik stres bozukluğu olan bir kişinin yaşadığı travmaya benzer bir durumla karşılaşınca panik atak yaşaması gibi.

Panik bozukluğunda görülen panik atak ise hiç bir uyarana bağlı değildir; beklenmedik bir anda, kendiliğinden oluşur. Fakat agorafobi geliştikten sonra tetikleyici faktörlerle de oluşabilmektedir.

Tanıyı karmaşıklaştıran diğer bir önemli nokta ise birden fazla psikiyatrik hastalığın eşzamanlı görülmesidir. Hastaların 2/3 ’ünde panik bozukluğuna eşlik eden bir başka psikiyatrik hastalık daha bulunur. Bunlar başlıca anksiyete bozukluğu ve depresyondur.

Panik bozukluğu hastalarının ¼ ’ünde depresif bozukluk görülmektedir. Bu major depresyondan çok distimi şeklindedir. Ayrıca panik bozukluğu hastalarının büyük bir kısmı depresif bozukluk tanı kriterlerini sağlamasa da birçok depresif semptomdan şikayet eder. Depresyonla birlikte görülen panik bozukluğu daha ciddi seyretmektedir.

Ayrıca panik bozukluğunda %20 oranında sosyal fobi görülmektedir.

Tedavi

Panik bozukluğu tedavisinde farmokoterapi ve psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır. Tedavi süresi ortalama 1 yıldır.

Farmakolojik Tedavi

Benzodiozepinlerin etkilerinin hızlı başlaması ve kısa süreli etkilerinin iyi olması yanında, bağımlılık riski taşımaları, bellek problemlerine yol açmaları ve uzun dönemde sonuçlarının iyi olmaması günceliklerini yitirmelerine neden olmuştur.

Günümüzde SSRI ’lar başta olmak üzere trisiklik antidepresanlar ve MAO inhibitörleri panik bozukluğu tedavisinde kullanılmaktadır.

Panik Bozukluğu Tedavisinde Kullanılan İlaçlar

Ajanlar
Başlangıç dozu
(mg)
Günlük doz
(mg)
Maksimum doz
(mg)
imipramin
25
50-100
150
fenelzin
15
30-90
90
fluoksetin
10
20 - 40
60
paroksetin
10
20 - 40
60
sertralin
25
25 -150
200
alprazolam
0.25 – 0.5
1.5 - 4
6
klonazepam
0.25 – 0.5
1.5 - 4
6

Antidepresan ilaçlara bağlı olarak tedavinin ilk dönemlerinde çarpıntı, sinirlilik, uykusuzluk, terleme, titreme gibi geçici anksiyete bulguları ortaya çıkabilir. Bu sebeple, antidepresan ilaçlarla yapılan tedaviye, standart antidepresan dozlarından daha düşük dozlarla başlanmalı ve doz yavaş yavaş artırılmalıdır. Bazı görüşlere göre, hastalar atak belirtilerine benzeyen bu semptomlara aldıkları ilaçların neden olduğunu düşünerek anksiyeteyi daha rahat atlatabilmektedirler.

Psikolojik Tedavi

Psikoterapide en iyi sonuçlar bilişsel davranış tedavisiyle alınmıştır. Bilişsel davranış tedavi programları psikoeğitim, rahatlama, hiperventilasyon (aşırı soluk alıp verme) kontrolü, in vivo yüzleştirme (kaçınma davranışları ile yüzleştirme), introseptif yüzleştirme (korkulan panik hisleri ile yüzleştirme) ve bilişsel tedaviyi birleştirmektedir.

Psikoeğitim ile hastalar, hastalık hakkında bilgilendirilir ve hastaların atak sırasında ölecekleri, delirecekleri gibi veya bunların sebebinin gözden kaçan ciddi bir hastalık olduğu gibi endişeleri ve yanlış inançları çürütülür.

Panik atak sırasında hastalar aşırı derecede soluk alıp vermeye başlarlar; artmış solunum hızı göğüs ağrısı, nefes darlığı, uyuşma gibi atak belirtilerini daha çok arttırır. Tüm bunlar hastada kontrolünü kaybetme korkusuna yol açar. Solunum kontrolü eğitimi ile hastanın, panik atağın bedensel özelliklerine karşı kontrol sağlamasına yardım edilir.

Rahatlama eğitiminde hastaların vücutları üzerinde kontrol kazanmalarını sağlayan kas egzersizleri öğretilir.

Yüzleştirme bilişsel davranışçı tedavinin son elemanıdır. Hasta paniğe yol açan iç ve dış uyaranlarla yüzleştirilir. Tekrar tekrar atakla yüzleşen hastalar uygun başa çıkma mekanizmaları geliştirmeyi öğrenirler, bu arada terapist hastaya panik atağa yol açan durumlarla başa çıkma yöntemlerini kullanma konusunda rehberlik eder. Bilişsel tedavi ise panik belirtilerin hasta tarafından kötüye yorumlanmasının engellenmesine odaklanmaktadır.

Farmakolojik tedavi ile psikolojik tedavinin birlikte kullanılmasıyla daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

Erken Tanı

Panik bozukluğunun önlenmesi henüz mümkün görülmemektedir. Panik ataklarda bedensel belirtiler ön planda olduğu için başlangıçta hastalar acil servislere, kardiyoloji ve diğer dahiliye bölümlerine defalarca başvurmaktadır bunlar hasta ve sağlık hizmetleri açısından yüklü bir maliyete sebep olmaktadır. Klinisyen panik bozukluğunun semptomlarının erken farkına varıp hastalık tablosu ilerlemeden tedaviye başlamalıdır.

Sonuç

Panik bozukluğu oldukça sık görülen bir psikiyatrik hastalıktır. Panik bozukluğunun şiddetli oluşu ve kronik doğası hayat kalitesini belirgin olarak azaltmaktadır. Bununla birlikte etkin tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Farmakolojik ve psikolojik tedavi yöntemleri ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir. Tedaviden en büyük faydayı tedaviye uyum sağlayan hastalar elde etmektedir, ancak panik bozukluğunun tekrarlama olasılığının bulunduğu unutulmamalıdır

 
2005 © Copyright Doç. Dr. Erol GÖKA
All rights Reserved. Web & Gfx Designed by Zafer IŞIK