Tempo Dergisi
ile Internet Asklari Konusunda Yapilmis Röportaj
İnsanlar arkadaş edinmek için neden interneti tercih ediyorlar?
Aslında tam olarak öyle mi yapıyorlar bilmiyorum, yani
sadece böyle mi yapıyorlar? İnternet, içinde bulunduğumuz dönemin
iletişim biçimlerinden bir tanesi haline geldi, giderek gündelik
hayatımıza yerleşiyor. Ve insanlar bu yeni iletişim teknolojisiyle
tanışır hale geldikçe bir çok insanın ilişkisini biçimlendiren
durumlardan bir tanesi internet oluyor. Giderek daha çok insan
internette vakit geçiriyor, dolayısıyla karşılaşma mekanı olarak
da karşılarına internetin sunduğu imkanlar çıkıyor. Bu durum bilim
dünyası tarafından yeni araştırılmaya başlanıyor. Aslında herşey
ilk çıktığı dönemde tepki görüyor. Televizyon da ilk çıktığında
ona da çok tepki gösterilmişti; “İnsanlar televizyonun başında
vakit geçiriyor” deniyordu mesela. Aile yaşamının televizyon tarafından
yok edildiği söylendi. Ama artık bu eleştiriler bitiyor ve televizyon
gündelik yaşamın vazgeçilmez parçası haline gelmiş durumda. İnternet
de yeni bir teknoloji dolayısıyla hakkında “teknofobi”den kaynaklandığını
söyleyebileceğimiz çok fazla önyargıyla dolu nitelemeler var.
Teknoloji korkusu enteresan bir durum gerçekten de. Mesela tren
ilk ortaya çıktığında birçok bilimi adamı trenin insana vücudunun
dayanamayacağı kadar hızlı gittiğini söyleyerek karşı çıkmış.
Nedense teknolojiden korkuluyor, daha en başında kötü olarak nitelendiriliyor.
Sizin bu sorunuzda da teknoloji korkusu kokusu alıyorum. Oysa
internet iletişimiyle henüz tanışıyoruz, hiç kimse bilmiyor bunun
fayda ve zararlarını henüz.
İnternet iletişiminin normal iletişimden farkı nedir?
Düşünürler, topyekün kültür tarihini iletişim teknikleri açısından
sözlü ve yazılı kültür olarak ikiye ayırıyorlar. Sözlü iletişimde
herkes sözünün sahibi. Yanlışı o anda denetlemek mümkün. Konuşulanın
kimin konuşması olduğu belli. Ama yazılı iletişimde yazı bizden
çıktıktan sonra, taşıyacağı anlam onu okuyana bağlı oluyor.
Yazının bu özelliği konusunda ilginç bir metafor vardır: “Mektup
kimindir?” sorusu hala cevapsızdır. Yazanın mı? Okuyanın mı?
Söz ve yazı arasındaki temel farklılık burada. İnterneti, önceleri
yazılı iletişime dahil ederek açıklardık. Halbuki internetin
sağladığı sohbet ortamı (chat) ile birlikte, sözlü iletişime
benzer bir durum ortaya çıktı ve artık bu yüzden günümüze “ikinci
sözlü kültür çağı” deniyor artık. Hatta bir grup düşünür de
bu yeni teknolojinin sözlü ve yazılı kültürden apayrı üçüncü
bir iletişim yolu olduğunu söylüyor. Ben de biraz onlar gibi
düşünüyorum. Yani sözlü ve yazılı kültür hakkındaki bilgilerimizle,
eski kavramlarla açıklanamayacak yepyeni bir durum var ortada.
İnsanlık tarihinde böyle bir iletişim tekniği bilinmiyor. Bu
yeni iletişim teknolojisinin özellikleri olarak şunları söyleyebiliriz:
Bir defa çok hızlı. Bu kadar hızlı bir iletişim biçimiyle insanlık
ilk kez tanışıyor. Adeta her şey anında. Yani tonlarca bilgi
bir anda insanın o algı dünyasının içine giriveriyor. Böyle
bir şeyi biz profesyoneller de bilmiyoruz. Çok ağır bir ruhsal
rahatsızlık olan şizofreni hakkında şöyle bir teori vardır.
Bu ruhsal rahatsızlıkta asıl sorumlunun, hastanın beyninin çok
fazla uyaranla karşı karşıya kaldığında onları süzgeçten geçirme
yeteneğine sahip olmadığı düşünülür. Oysa internet sayesinde
biz şimdi o kadar çok bilgi yığınına maruz kalıyoruz ki, bu
durumda insan beyni nasıl bir süzgeç işlevi üstleniyor bilmiyoruz.
Bu bilgi bombardımanından ayrı olarak, chat ortamlarında sahte
bir güvenlik duygusu nedeniyle, bir dürtü fışkırması oluyor.
Her şeyi yapabileceğimizi sandığımız, üstelik bunları yaparken
güvende olduğumuzu düşündüğümüz bir ortamdayız. Bu ortamı insanlık
bilmiyor henüz. Bu açıdan da internet çok yeni. Kullanıcı tanınmayacağını
düşünerek, hatta olduğundan farklı bir cinsiyet belirterek dilediğini
yazıyor. Şimdi ben konuşuyorum, sözümün sahibiyim ve burada
yanlış bir şey söylersem bu bana birşeye malolur. Halbuki internet
iletişiminde, chat ortamında böyle bir sorumluluk da yok. Kimliklerin
dilediğince sunulduğu, adeta akıp geçtiği bir ortam söz konusu.
Tam bir “akışkan sanal kimlikler dünyası”... Bu duruma hiç alışkın
değiliz. Bunlar son on yılda başımıza gelen şeyler.
İnternet iletişiminin özelliklerine devam edelim: Her iletişim
biçiminde yanılma payı, yani şüpheyi, paranoyayı kışkırtan durumlar
vardır. Siz bir insana sürekli yanlış bilgiler gönderiyorsanız,
bir süre sonra o kimse kolaylıkla zıvanadan çıkabilir. İnternet
buna öyle müsait bir ortam sunuyor ki! Paranoya ve şüpheciliğe
bu kadar açık bir iletişim ortamını da insanlık tanımıyor. Bu
da internet iletişiminin özelliklerinden birisi. Kaldı ki, bu
kadar birbirimizin hayal dünyalarıyla karşı karşıya olduğumuz,
hayal dünyası alışverişinin esas olduğu bir iletişim biçimini
de insanlık bilmiyor. İnternette adeta birbirimizin hayal güçlerini
yağmalıyoruz. Her istediğini söyleyebiliyorsun ve karşındaki
de söyleyebiliyor. Sözü istediğiniz yere kadar gerdirip, götürebiliyorsunuz.
İnsanlığın bilmediği yepyeni bir iletişim yöntemiyle karşı karşıyayız;
üstelik önümüzdeki yıllar içinde tüm dünyayı kuşatacak bu iletişim
biçimi.
İnternette sohbet eden herkese psikolojik olarak sorunlu
gibi yaklaşmak doğru mu?
Bu büyük bir haksızlık tabii. Birçok insan, işlerini internetin
sağladığı bu iletişim ortamı sayesinde daha kolayca yapabiliyor.Icq
gibi iletişim ortamları, daha önceki iletişim tekniklerinin
sunmadığı imkanlar hazırlıyorlar kullanıcılara. İnsanlar artık
telefon yerine ıcq kullanıyorlar. Ben iddia ediyorum önümüzdeki
yıllarda hepimizin yaşamları internet tekonolojilerine göre
ayarlanmış olacak. Acele etmemek lazım. 10 yıl önce Kızılay’ın
her yeri birahaneydi, bira serbest bırakılsın mı diye tartışılıyordu;
bunların yerine barlar geldi, barların yerine de internet kafeler
geldi. Hayatın kendine özgü bir devinimi olduğunu kabullenmek,
hayatın modern zamanlardaki bu hızlı akışına tahammül gösterebilmek
lazım.
Bu internet sohbetleriyle başlayan internet aşkları
zamanla çeşitli sorunlara yol açabilir mi?
Tabii. Ama “aşk” her zaman yaşayanları zora sokan, sorunlara
yol açan bir durum değil midir zaten. Şüphesiz, insan ilişkisinin
olduğu her yer gibi internet ortamı da aşkların olabildiği bir
mekandır. Önce bunu kabul etmek lazım. Bütün araştırmalar gösteriyor
ki, insanlar aşk nesnelerini çok büyük oranda birlikte yaşadıkları
ortamlarda buluyorlar. İnsan, iletişim kurmadığı, tanımadığı
birine niye aşık olsun! İnsanlar iletişme imkanı buldukları
yerlerde iletişimin temel unsurlarından biri olan duygularını
da harekete geçireceklerdir. Bu arada bazı duygusal sıçrama
noktaları olabilir ki aşk öyle bir yaşantıdır. Bu anlamda internette
aşk olur tabii. İnsan ilişkisinin olduğu her yerde aşk olur.
Uçakta da olur, otobüste de olur. İnternette gelişen de buralarda
gelişen aşk kadar normaldir. Az önce saydığım özelliklerinden
dolayı aşk internette çok daha kolay olur. Çok yoğun bir iletişim
oluyor çünkü. İnternette bir saat içinde konuşmaya başladığın
bir şeyi normal iletişimde bir yıldır tanıdığın insanla ancak
yapabilirsin. Öyle olunca yoğun duygusal akışlar içinde çok
müsait bir ortam oluyor internet. Aşk çok sorunlu bir yaşantıdır
zaten. Aragon “Mutlu aşk yoktur” derken kesinlikle haklı. Bu
aşk internette cereyan etmişse elbette onun da kendine göre
sorunları olur. İnternet aşklarının da daha sorunsuzu ve elbette
daha sorunlusu olabilir. Böyle bakmak lazım. Ama burada karşımıza
bir soru dikiliyor? İnternette gelişen nispeten “sağlıklı” ya
da “sağlıksız” (patolojik) diyebileceğimiz aşk yaşantılarını
ayırt edebilir miyiz? Psikoloji bilgimiz bize bu imkanı sağlar
mı? Bu önemli bir soru sahiden.
İnternette patolojik diye niteleyebileceğimiz aşkları
tanıyacak bir yolumuz var mıdır acaba?
Bu sorunun cevabına geçmeden önce Türklerin internet kullanımıyla
ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum: Benim tahminim ülkemizdeki
aktif internet kullanıcısı sayısı, yarım milyona yakın. Bir
yazı hazırlarken icq kullanıcılarının kimler olduklarını 1 hafta
boyunca takip ettim: İnanılmaz bir şey ama Türkler icq chat
odalarını doldurmuştu. Bilgisayar kullanımı az olduğu için Türkler
kayıtlı icq kullanıcısı olarak fazla görünmüyorlar, ama icq
da bile chat odalarına bir Türk saldırısı var. Türklerin bu
chat merakı üzerinde düşünmek lazım. Sanki Türkler yazıyla yeni
tanışıyorlar, adeta eksik kalmış yazı devrimini tamamlıyorlar
gibi. Sözlü kültürün bizde çok köklü olması da chat merakını
artıran bir unsur gibi görünüyor. Türkler bu kadar chat meraklısı
olunca, gazetelerin üçüncü sayfalarında internet ortamı sayesinde
ortaya çıkmış daha çok polisiye “vaka” ve “internet aşkı vakası”
görüyoruz.
İnternetteki patolojik aşk yaşantılarını nasıl tanıyacağımıza
geçmeden önce bir noktaya daha temas etmeliyim: Belli bir süre
sonra herkes interneti kullanmaya başlayacak ama, vakitlerinin
büyük bir kısmını internette geçirenler belli bazı özelliklere
sahip insanlar mıdır acaba? Bu sorunun cevabını bulmak için
araştırmalar yapılmış. Psikologlar, insanları kabaca ikiye ayırıyor,
“iç kontrollü” ve “dış kontrollü”. İç kontrollü dediklerimiz
kendi iç güçlerinin olayların seyrini değiştirebileceğine inanıyorlar.
Bu da bu tip insanların kendilerini daha kolay suçlamalarına
neden oluyor. Oysa dış kontrollü birey “ben ne yapabilirim ki,
elimde değil” deyip kendisini daha olayların dışında tutabiliyor.
İnterneti çok fazla kullananlar, daha çok iç kontrollü olanlar.
İnternet iletişimi olayların akışını kontrol etme imkanı veriyor
çünkü. Bir düğmeye basıyorsun istediğin ortamı yaratıyorsun,
ve yine bir düğmeye basarak o ortamdan çıkıyorsun. Tam, iç kontrollü
kimselerin istediği gibi bir dünya internet; orada bırakın dünyayı
kontrol etmeyi, istediğin gibi dünyalar kurabilirsin...
Bir de interneti kumar makinalarına benzetenler var; internetin
tıpkı kumar makinaları gibi baştan çıkarıcı bir yanı olduğunu
söylüyorlar. Bu bakış açısı da interneti daha çok kimlerin kullandıklarını
anlamamızda yardımcı olabilir. Kumar makinasında oynayan insan,
paraların dökülmesi için basar durur makinanın koluna. Peki
internette chat yapan insanın beklentisi nedir, ne kazanmayı
umar bu kimse? Onun Godot’u bekler gibi beklediği, idealeştirilmiş
bir kimseyle karşılaşabilmektir çoğu kez. İdeal insanı, ideal
sevgiliyi bulabilme umuduyla bekler durur ekranın karşısında.
Bu söylediklerimiz doğruysa, şu soruyu sorarak ilerletmeliyiz
düşüncemizi: “Peki, ideal kişiyi en çok bekleyenler kimlerdir?”
Bu soruya verdiğimiz cevap, kimlerin internette daha çok vakit
geçirdiğini bulmamıza da yardım edecektir. Hepimizin idealinde
insanlar vardır evet ama, bazı insanlar için, bazı kişilik yapıları
için “ideal-öteki” herşeydir. İdeal insan, bu tür insanların
tüm yaşam kaynağıdır; hayatları boyunca onu arar durur. Bu ihtiyacı
çok derinden hisseden kimseler, genellikle daha erken çocukluk
yaşamlarında sorunları olan insanlardır. Yani çocukluklarının
ilk yılarında ebeveyniyle ilişkilerinde herşey yolunda gitmeyen
insanlardır. Ve o yıllarda ebeveyn-çocuk ilişkisi tam olarak
doyurucu olmadığı için hep ebeveyni idealize eder. Bu arayış,
erişkin yaşamdaki insan ilişkilerindeki yönelişlerinin de temelidir.
Mutlaka mükemmel birisi gelecektir karşısına, ve onun bütün
ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Hep bunu arar, bu kimseyi bekler.
Aranan kimse geldiğinde onu bir coşkunluk duygusu, bir okyanus,
bir kavuşma hissi kaplayacaktır. Gündelik hayat sırasında aşkta
da beklediğimiz bu duygudur aslında. Aşkın bize bu yaşantıyı
sunmasını isteriz hep. Ama bunun için tüm yaşantımızdan vazgeçmeyiz;
hayatımızı olağan akışı içinde sürdürmeyi becerebiliriz. Ekran
başında, sohbet odalarında çakılıp kalan, saatlerce oraya mıhlananlar
için, bu arayış yaşamlarının temel motivasyonu haline gelmiştir.
Bu ihtiyaç öylesine acildir ki, internet iletişiminin aldatmacaya
uygun koşullarında, karşısındaki sohbet ettiği insanı, bir süre
sonra, beklediği “yüce insan” sanmaya başlar; karşısındaki alalade
kişiyi idealize ederek ona olmayan özellikleri de yükler. Bulduğunu
sanır ve bulunca da kaybetmemek için uğraşır. İnternet ortamının
sağladığı bu “sahte aşk” duygusunu yitirmemek için hayali ilişkiye
gömülür; ilişkiyi internet ortamından çıkarıp gerçek ilişkiye
dönüştürmemek için çabalamaya başlar. Bilir ki, gerçek yaşamda
bu kimseyle yüz yüze gelse, hayalleri sona erecektir. Ya da
gerçek yaşamda karşılaşsa bile, karşısındaki insanı gerçek yönleriyle
tanımayı reddeder; ona ihtiyaç duyduğu kurmaca insanmış gibi
davranmayı sürdürür.
İşte internetteki patolojik aşk yaşantılarını tanımamız için
şimdilik, elimizdeki en önemli bilgi budur. Gerçekten korku,
internetin sanal ortamının “sahte aşk” yaşantısını kaybetme
korkusu. Patoloji, burada, yani sanal ilişkinin gerçek ilişkiye
dönüşmesinden duyulan korkudadır. Yoksa elbette nasıl, işyerindeki
insana, hatta otobüste yanına oturup tanıştığın bir kimseye
aşık olabiliyorsan, internette tanıştığın, sohbet edip beğendiğin
bir kimseye de aşık olabilirsin. Bunda tuhaf bir durum yok.
Ama bu aşk hep hayali kalıyorsa o ölçüde de marazileşiyor demektir.
Gerçek ilişkiye dönüş(e)meyen internet aşklarından korkmak lazım
asıl.
İnternet aşklarında ilişki süresinde ne gibi sorunlar
ortaya çıkıyor?
Araştırmalara göre internet iletişiminin bazı özellikleri var.
İnternet insanı kendi dürtü dünyasına, kendi derin dünyasına
daha yakın hale getiriyor. Daha güvenilir olarak gördüğü internet
sohbet ortamında iç dünyasını daha kolay ortaya serebiliyor.
Bu iç dünyanın içinde tabii olumsuz duygular da var. Yani öfke
ve nefret de tıpkı sevgi gibi daha kolay söylenebiliyor. Dolayısıyla
internet ilişkilerinde çok sık kopmalar ve yeniden başlamalar
yaşanıyor. Oysa bu tip sorunlar, çoğunlukla doğrudan doğruya
internet iletişimden kaynaklanan sorunlardır. O insanlar gerçek
yaşamda karşı karşıya konuşuyor olsalar o kadar kolay öfkelenmeyecekler
ya da o kadar kolay sevgi sözcükleri kullanmayacaklardır ama,
internet bu imkanı sağlıyor ya da daha doğrusu bu sakıncalara
yol açıyor.
Chat toplumsal bir soruna yol açabilir mi?
Sanmıyorum, bu yaygınlığı geçici ve hatta kısmen ülkemize özgü
bir durum olarak görüyorum. Günü gelir bu salgın da geçer. Gerçekten
de dünyada internetin sohbet amaçlı kullanışı bu kadar yaygın
değil. Bir biçimde, muhtemelen sözlü kültür geleneğimizin güçlülüğüne
ve belki de tam tersine kültürümüzün bu kadar yoğun kadın-erkek
ilişkisine açık olmaması nedeniyle bizde şimdilik bu kadar yaygın
internet sohbetleri. Bence bu korkulduğu kadar kötü bir şey
olmayabilir.. Ama bu yeni teknolojiye tanıdık olmamaktan, acemilikten
kaynaklanan sorunlar da artırıyor internet korkusunu galiba.
Peki sanal sohbetler bir süre sonra, örneğini verdiğiniz
tren yolculukları gibi alışılmış bir şey olacak mı?
Kesinlikle olacaktır. Bugün bir ihtiyaç nedeniyle moda haline
gelmiş olan chat giderek gündemimizden kalkacaktır; icq gibi
insanın daha çok işine yarayan, mesleki kullanıma uygun servisler
kalacaktır. Tek tek insanların yaşantılarına baktığımızda bunu
kolayca görebiliyoruz; çoğu insan bir yıl kadar sonra bırakıyor
internette sohbet etmeyi.
Buna geçici bir bir iletişim modası diyorsunuz yani?
Evet, ben öyle görüyorum. Önümüzdeki yıllarda internet gerçek
kullanım alanlarına yerleştiğinde ve toplumun sanal ortamlarda
sohbet etme ihtiyaçları ortadan kalktığında bu moda bitecektir;
internette daha işlevsel ilgi, hobi ve oyun grupları kalacaktır.
Chatin internetin en ilkel iletişim formu olduğunu düşünüyorum
ve daha demokratik ve modern bir yaşam kültürü bu ilkel formu
kovacaktır.
İnternet kullanımı nedeniyle psikolojik desteğe hangi
aşamada ihtiyaç duyuluyor?
İki aşama var. Bir tanesi aileler çocuklarının chat yapmasından
sıkıntı duydukları için geliyor. Eğer çok büyük bir sorun görmüyorsak
o gencin ya da çocuğun üzerinde, aileyi teskin etmeyi çalışıyoruz.
İkincisi yeni yeni kendilerinin internet bağımlısı olup olmadığını
sormaya gelenler var. Psikiyatri içinde de bir süreden beri
bu da tartışılmaya başlandı tabii, internet bağımlılığı var
mı? diye. Böyle kişiler var gerçekten. Günde 18 saat internet
karşısında olan kimseler var. Bu rahatsızlığın giderilmesiyle
ilgili tedavi teknikleri bulmaya çalışıyoruz. Ama şunu da kabul
etmeliyiz ki, bir kimse bütün gecesini barlarda geçiriyor diye
ona hasta demiyoruz. İnternet de sevilebilir bunu anlayabilirim.
Ama bize bundan yakınan insanlar geliyor. Beni internetten kurtarın
diyen insanlar geliyor. Bir de çok daha ender olmak üzere internetteki
bu aşka patalojileriyle ilgili sorunlar gelmeye başlıyor. Ama
tüm bu saydıklarımın içinde şimdiye kadar internete özgüdür
diyebileceğimiz bir sorun bulabilmiş değiliz.
İnternet aşkı konusunda size gelen örnekler var mı?
Var. Benim dikkatimi verdiğim nokta, ilişkinin gerçek kişiliklerle
örtüşüp örtüşmediği, gerçeğe dönüşüp dönüşmediğidir. Eğer bunlar
yoksa, yani kişinin sanal, hayali ilişkilere yatkın bir yapısı
yoksa, internette başlayan aşkların olağan aşk yaşantılarındaki
sorunlardan bir farkları olduğunu sanmıyorum. Ama internet ortamında
bir yığın duygusal yatırım yaptığınız sanal ilişkiniz gerçeğe
dönüşmeyince ya da dönüşse bile siz orada da sanal beklentilerin
içindeyseniz problemler başlıyor. Bir süre sonra hayali olanla
gerçek olanın uyumsuzlukları su yüzüne çıkmaya başlıyor. Bir
bakıyorsunuz ki, bütün duygunuz aslında olmayan birisine yatırılmış
ve gerçek hayat sürüyor. Bu da hayal kırıklığı yaratıyor.
Daha çok hangi yaş grubu chati tercih ediyor?
Gördüğüm kadarıyla 15-25 yaş grubu oldukça etkileniyor chatten.
Ama bir de şöyle bir eğilim görüyorum: Gençlerden diğer yaş
gruplarına göre genişleyen bir internet kullanımı var. Yaşlı
kullanıcılar da görüyorum, bu aslında hoşuma da gidiyor. Çünkü
yalnızlıktan kaynaklanan sorunları gidermeye çalışılıyor.
Kullanıcıların kadın-erkek oranı nedir?
Yapılmış araştırmaların sonuçlarına göre belirgin bir erkek
üstünlüğü var, ama kadın kullanıcıların da hızla arttığı saptanmış.
Tempo Dergisi sayi 700, 12-18 Eylül 2002